Farklı bir sabaha uyanmaktır özlem, farklı bir insan olarak. Ait olduğun yerde değilsen şayet ve olduğun yere alışmakta güçlük çekiyorsan ekseriyetle, iliklerine kadar hissedersin duyduğun özlemi. Bazen sadece güneşin doğuşunu özlersin bazense güneşin içini ısıtışını. Bir Akdeniz çocuğu olarak Eskişehir’in ayazını her suratına yediğinde buram buram tüter burnunda şehrinin sıcaklığı. Özlemeyi adet haline getirirsin gurbet elde bir başınaysan. Özleminle avutursun kendini, bir tebessüm olur çehreni değiştiren. Yalnız değilim diye haykırırsın dimağında dönüp duran o cümleyle “gökyüzünde hala yıldızlar var..”

Hoş özlemi yalnızlığa indirgemek ahmaklığın daniskası olur zira insan kalabalıklar içersinde nefesinden dahi yakın olduklarını bile özler. Öyle bir özlemektir ki bu yeryüzünde tezahürü bulunmaz. Bazen çok güzel şeyler hissettirir bazen de yerin dibine sokar. O ince çizginin hangi tarafında bulunduğun kaderini tayin eder kimi zaman; kadere inanmıyorsan bile(!). İnsanlar özlenir, eşyalar, mekânlar ve insana dair her şey. Özlemi duyulan ve en ihtiyatlı olunması gereken şey de anılardır, sadece güzel olanları değil elem ve keder dolu anılarda. Güzel olanları bir tebessüm eşliğinde alıp götürür sizi diyardan diyara, tekrar yaşamayı istersiniz o anı tekrar yaşama isteği dolar ruhunuzun her zerresine. Özlemi duyulan tatlı bir anı umut doğurur farkında olmadan, yaşama yarına dair yepyeni umutlar. Eh bir de keder dolu anılar vardır tebessüm yerine birkaç damla gözyaşını yanaklarınıza savuran, savurdukça dünyayı yerinden oynatma isteği uyandıran! Sonra nedendir geçer bu hiddetle yoğrulmuş istek, kederden ders çıkarılır umuda yol olması için. Bu öyle bir yoldur ki nerede başlayıp nerede bittiğini yalnız umutlarını yeşertenler bilir. Bir de duygularını abartılı yaşamaktan çekinmeyen insanlar vardır, en laçka haliyle gözler önüne sererler özlemlerini. Bu laçkalık nahoş bir durum değil yalnızca mübalağanın izdüşümüdür. Gözyaşlarının sel oluşu, küçük dağların yerle yeksan oluşu bu ahvalin eseridir. Çoğu zaman irite edici bir durum olsa da mümessilinin kötü bir niyeti yoktur. Her şeyin fazlasının “zarar” olduğunu bilmeyen bir şaşkındır sadece...

İnsanoğlu özler, özlenir ve zaman zaman bu özlemlerde kaybolur. Kayboluştan kurtuluşun yoluysa yarınlara umutla bakabilmektir. Umutla bakacağım diye de Pollyanna olmamak lazım gelir. Bardağın dolu tarafına bakmak başlı başına bir yarar sağlamaz zira bardağın diğer tarafının boş olduğu göz ardı edilirse olası bir düşüş hezimet olur. Aslolan dengeyi kurabilmek ve diğer tüm duygular gibi dozajında hissedebilmektir özlemi. İşte o vakit hayatın bir dengeler oyunu olduğu idrak edilebilir.
20.10.2014