PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Emeğini boşuna harcama



kübray29
05-11-2009, 11:47
Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış... Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş... Ve onu "Renklerin Ustası" anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da;kısaca Ranga Guru derlermiş... Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru'ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş... Ranga Guru ise;
- Sen artık ressam sayılırsın Racaçi.. Artık senin resmini halk değerlendirecek. diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş; ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor... Çok üzülmüş tabii.Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki.. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru'ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru'ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru... Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte... Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile birlikte bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış... Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da, boyalar da kullanılmamış.. Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru'ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış.. Ranga Guru ise; Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün... Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.. Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin... Yapıcı olmak eğitim gerektirir... Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi... Sevgili Raciçi Mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın... Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın... Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur... Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma... demiş.


Alıntı

Halil ibrahim
06-11-2009, 01:05
Paylaşımınıza ve elinize sağlık insanın bir konuda fikrinin olabilmesi için bilgisininde olması lazım ama mağlesef günümüzün en büyük hastalığı bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak yapıcı olumlu eleştiriyle mualefetin gerçek manası doğruyu bulmak için yol göstermek olduğunu unutmak sadece olumsuz eleştirilerle yapılanı karalamak

dwarfish
06-11-2009, 01:50
Eleştirmek kolay, yapmak ise zor.

Kolay yolu seçeyim ben:) : Metni yazarken bir de paragraf kullansaymışsınız çok daha güzel ve okunur olacakmış.

aslis
06-11-2009, 02:00
çok güzel ..Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur... Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma... demiş
özellikle buna katılıyorum günümüzde insanlar devamlı kendilerini ispat etmek için yapıyorlar birşeyleri devamlı kendini anlatabilme kaygısı taşıyorlar
halbuki hiç bir zaman anlatılmak istenen,anlaşılan ve anlatılan aynı olamamıştır
biraz alakasız bir sonuç olacak belki ama samimi duyguları kaybettiğimizden ne emeğe saygı ...ne bilgiye saygı kaldı
ne bilene ne de öğretene saygı var malesef...

dwarfish
06-11-2009, 02:26
Zamanımız kendini anlatmayı tembihliyor çünkü. Ve kendiyle ilgilenmeyi.

Yeni yetişen insanlara dikkat ederseniz, giyimlerinden konuşmalarına kadar sürekli kendinden bahsettiğini, kendini göstermek istediğini, tüm meselenin, evrenin merkezinin kendi olduğunu, her fırsatta, ıspatlamaya çalıştığını görebilirsiniz.

Suçlamıyorum aslında kimseyi, çünkü bu çağda varolmak için bunu yapmanız gerekir. Ne kadar bağırıp kendinizden söz ederseniz; varlığınız o kadar kazınır evrene... En azından böyle olduğu insanlara yutturuluyor.

Ama var olmak ne olduğunu bilip farkına varmakla ilgili aslında. Farkındalık ise kendini anlatmaktan değil, evreni yani etrafını/başkalarını/ağacı/otu/betonu tanıyıp anlamaya çalışmaktan geçiyor.

Sona gelirsek, kendinin ne olup olmadığını, evrendeki değersizliğinin farkına varan veya farkına varmaya çalışan kişi sadece etrafındakileri merak edip ilgilenir, bilgilerini dinleyip, başkalarının deneyimleriyle ilgilenir.

Eleştirmek kendine bakmaksa, anlamaya çalışmak tüm dünyaya bakmaktır. "Bakmayı bilmeyen, göremez" der hocalar ilk dersin ilk saatinde.

aslis
06-11-2009, 03:37
evet sosyolojide de 22 28 yaş arası gençlik tüketici gençlik olarak tanımlanır ...
ama ümitten ümit kesilmez demiş.. şair ..
bi o kadar da aydın gençlik var ...çamurlardaki ışığı bekleme niyetinde değiliz sınırlar çoktan kalktı herkes herkesi istediği vakit arıyabiliyor sınırsız bir yaşam hayali bize sunulan ikinci elden anı yaşamaya kalkmazsak ve içe kapanışlar,gizler ve mahvoluşları paraya çevirmezsek göreceğimiz o kadar çok şey yaşayacağımız o kadar güzel bir hayat var ki... var olmak için en derinine inmeyede gerek yok bazen ...
bazen farkındalıklar mutsuzluk getirir mutsuzluğu kaldırabilmek için olgun bir ruha sahip olmak gerekir biraz acı çekmeden biraz hayatla hayatın kötü yanıyla haşır neşir olmadan olgunlaşamaz malesef insan
işte o zaman bizim hep kınadğımız ama bizimde bu sistemin bir parçası olduğumuz olay ortaya çıkar bi yerden sonra kendimizi anlatmaktanda vazgeçeriz çünkü bize dünyanın hep kötü olduğu söylenmiştir bunun için kimseye ruhumuzu açamayız bedenimizi açmak hep daha kolay gelir...
neden ?çünkü olgun bir ruha sahip olmamıza kimse izin vermedi kendince bizi korudu kolladı...çünkü aşk çoktan gitti sevgilide gitti geride acılar bile kalsa ne işe yaradıkları yıllar yıllar sonra anlaşıldı...
farkındalıklar eziyete dönüştü içinde olunan ruh hali değil üstüne giydirilmiş ruh hali yaşanmaya başladı ...
bakmayı bilmedi ve hep giydirlmiş hazır dertler alındı....
bakmayı bilmeyen göremedi...
bi baktıkk eksiliyoruzz...
öyle eksildikki yaşarken bize dokunan herkesi eksiltiyoruz kalabalıklar içinde eksiliyoruz hemde...
ve öyle bir kalabalıkki yalnızlığımız malesef hep kendimize çarpıp duruyoruz...



hasretle...

kübray29
06-11-2009, 09:46
Evet artık günümüzde herkeste bir ''ben'' takıntısı var herkes kendini ön plana çıkarıp kendinden bahsettirmek, kendini önemli birşeymiş gibi göstermeye çalışıyolar ama dikkat ederseniz bunlar hiç bişeyden anlamayan hayata sadece gezip eğlenmek için gelen hayattan hiçbir beklentileri olmayan kişiler.Öyle insanlar var ki kıyıda köşede kalmış kendinilerini dünyanın hakimi sananlar tarafından ezik olarak nitelendirenler çok şey yapmalarına çok şey bilmelerine rağmen hep onların gölgesinde kalıyo.Birşeyleri değiştirmek için çırpınsalarda hep o kendilerini alim sananların gölgesinde kalıyolar.Bizse yaptığımız o kadar emek sarfettiğimiz şeyi dünyadan bi haber insanların beğenisine sunuyor onlar ahkam keserken hatalarımızı arıyoruz.Hiç onların hata yaptıkları aklımıza gelmiyor.Onları bu kadar havaya sokanda birazda bizleriz.Onlar pohpohlanmayı bizese pohpohlamıyı seviyoruz.Sonuçta ortaya bilenin ezildiği cahilinse ukalalık tasladığı bi yapı ortaya çıkıyor.O yüzden bi yapıt ortaya koyduğumuzda beğenmediğiniz yerleri işaretleyin yerine beğenmediğiniz yerleri düzeltin dersek bilenle bilmeyen ortaya çıkar ve kimse kendi göstermek için başkasının emeğini bir kalemde silip atmaz .

:ultrAslan:
06-11-2009, 22:57
vay be..!:D