PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Büyük Savaş



LaST-KiNG
28-01-2010, 02:30
http://www.abload.de/img/vrtzrtegi6.jpg

Tarih:25 Kasım Perşembe - 2010


Son olan olaylardan sonra Türkiye gücünü iyice kaybetmişti.Askere güven azalmıştı.Halk başka ne gibi sırların olabileceğini düşünüyordu.Henüz krizin etkileri bitmeden,bir de bu çıkmıştı başlarına.Üç kıtaya hakim etmiş,koskoca ordu,şimdi kendi ülkesi içinde planlar yapıyordu.Halk ne yapacağını şaşırmıştı.Elbette,askerlerin hepsi suçlu olacak değil ya…!Başka bir sorunda Türkiye-İsrail arasındaydı.İsrail,Türklere karşı kendi ülkelerinde her türlü pisliği yaptırıyorlardı.Türkiye ise buna sessiz kalmıyordu tabii ki.Ama,İsrail hiçbir şey demeden devam ediyordu işkencelere.İşkence yapmalarının sebebiyse onların Türk oluşu.Başka hiçbir sebebi yok.Ülkeden Türkiye’ye ticari mal ve insan gitmesi yasak.İsrail küçücük bir ülke olmasına karşılık,çok kolay kafa tutabiliyordu.Çünkü Amerika her zaman olduğu gibi,İsrail’in yanındaydı.Ama tabii Amerika sadece İsrail’in menfaatleri için destek vermiyordu ki zaten Amerika hayatta asla böyle bir şeyi yapmazdı.Çoktan Türkiye’yi kendi aralarında bölüp haritalarını çıkartmışlardı bile.İsrail’in ve Amerika’nın Türkiye’ye saldırı planlamalarının tek nedeni elbette ki sadece Türkiye’nin coğrafi konumu değildi.Onun dışında İslamiyet’e büyük bir darbe indirmekti.Çünkü önlerindeki “tek büyük engel” Türkiye’ydi.Böylece İslamiyet’in yayılmasını engelleyecekler/engellemeye çalışacaklar,Hristiyanlık ve Yahudilik’in yayılmasını sağlayacaklar,hızlandıracaklardı.Onun dışında,zaten Araplar çok basit halledilebilirlerdi.Hatta Mısır şimdiden İsrail’e yardım ediyordu bile.Tam olarak yardım etmese bile yine de sessiz kalıyordu,Müslümanlara karşı yapılanlara.Araplar hiçbir zaman kendi menfaatlerinden başka bir şey düşünmüyorlardı.Araplar hep aynısını yapmıştı,yapıyordu ve yapacaktı.Türkiye var olduğu sürece,İslamiyet’i yok etmenin zor olduğunu düşünüyordu İsrail.Ve Türklere saldırmanın tam sırası olabilirdi.Çünkü ülkede tam bir iç karışıklık yaşanıyordu…

Yer:Ankara
Saat:2.00

Genelkurmay başkanı yatağından adeta fırladı.Bir telefonla uyanmıştı.Yüzünden terler boşanıyordu.Arayan başbakandı.
-Sayın başkan.Büyük bir problemimiz var.
-Problem nedir,sayın başbakan?
-Az önce birisinden,İsrail’de Türklere yapılan eziyetlerin görüntülerini aldım.Bu yüzden,İsrail’e bir dur dememiz lazım.Büyük ihtimalle durmayacaklar ki bu bizim için bir savaş sebebidir…
-Ama,sayın başbakan.Şu anda zaten ekonomik ve sosyal yönden çökmüş durumdayız.Halkımız böyle bir şeyi asla kaldıramaz.
-Peki,sorarım size.Orada ki insanların katledilmesi mi daha iyi,yoksa buna bir dur demek mi?
Genelkurmay başkanı o an durakladı.Bu savaş demekti ve ülkenin durumu hiçte iyi değildi.Belki de İsrail’in istediği de buydu ve bu yüzden işkence yapıyorlardı.
-Sayın başkan,cevap verin.
-Pardon sayın başbakan.Tabii ki buna bir dur demeliyiz.Ama belki de İsrail’de bizim böyle yapmamız için,vatandaşlarımıza iş…
-Sayın başkan! Dediğimi duymadınız galiba.Vatandaşlarımız katlediliyor diyorum,siz bana neler diyorsunuz!Ne olursa olsun,orada kendi vatandaşlarımızı her türlü korumalıyız.Sizce İsrail bunu planlamış olsa bile,biz elimiz kolumuz bağlı oturacak mıyız?Ne olursa olsun,orada ki vatandaşlarımıza yardım etmeliyiz.Zaten ülkede Türk vatandaşları olduğu için,ani bir saldırımızda isyanlarla birlikte,İsrail’i mahvetmemiz daha kolay olabilir.
-Peki sayın başbakan.Yarın açıklarız…

Genelkurmay başkanı için uzun bir gece olmuştu.Halbuki yalnızca 5 dakika konuşmuşlardı.Türkiye’yi ve Türk halkını gerçekten zor günler bekliyordu…



2.BÖLÜM
(http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=277616&postcount=17)3.BÖLÜM
(http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=279115&postcount=22)4.BÖLÜM (http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=280973&postcount=23)
5.BÖLÜM
(http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=282477&postcount=26)6.BÖLÜM
(http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=284988&postcount=32)7.BÖLÜM
(http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=289134&postcount=37)8.BÖLÜM
(http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=295662&postcount=41)9.BÖLÜM
(http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=300326&postcount=48)10.BÖLÜM
(http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=304341&postcount=55)11.BÖLÜM
(http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=312606&postcount=60)12.BÖLÜM
(http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=317323&postcount=62)13.BÖLÜM (http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=326702&postcount=66)
14.BÖLÜM
(http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=337809&postcount=70)15.BÖLÜM
(http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=446690&postcount=70)16.BÖLÜM - Şırnak'a Doğru ...
(http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=458542&postcount=74)17.BÖLÜM
(http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=710173&postcount=81)18. BÖLÜM (http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=712974&postcount=84)
19. BÖLÜM
20. BÖLÜM (http://forum.travian.com.tr/showpost.php?p=719202&postcount=86)

thefoku
28-01-2010, 06:38
Dostum hikayelerinde biraz daha gerçeklerden uzaklaşırsan hem daha akıcı ve zevk verici bir hâl alacak hemde bizi sanki gazete yazısı okuyormuş düşüncesinden kurtarmış olacaksın herşeye rağmen emeğe saygı

holosko
28-01-2010, 07:54
Dostum hikayelerinde biraz daha gerçeklerden uzaklaşırsan hem daha akıcı ve zevk verici bir hâl alacak hemde bizi sanki gazete yazısı okuyormuş düşüncesinden kurtarmış olacaksın herşeye rağmen emeğe saygı
aynen sana katılıyorum

özeltim
28-01-2010, 08:32
Bravo alkış bu yazıyı şapka atmak gerek devamını 4 gözle bekliyorum bu senin yazdığın hikayaler okuma sabebim gerçeğe uyarlanışı

özeltim
28-01-2010, 08:33
aynen sana katılıyorum


Dostum hikayelerinde biraz daha gerçeklerden uzaklaşırsan hem daha akıcı ve zevk verici bir hâl alacak hemde bizi sanki gazete yazısı okuyormuş düşüncesinden kurtarmış olacaksın herşeye rağmen emeğe saygı


2nizede katiyen katılmıyorum

nusret60
28-01-2010, 08:47
saol kardeş emeğine değmiş çok qüsel olmus

Hayal_
28-01-2010, 09:34
Güzel olmuş.Böyle bişe gerçek değil dimi ???

MeKaNiZmA
28-01-2010, 09:35
[sıze=2]2nizede katiyen katılmıyorum[/sıze]
bende katılmıyorum

Berkan
28-01-2010, 09:52
Devamı gelmeli süperr

Hayal_
28-01-2010, 10:16
Böyle bi savaş olsa ben ortada kalırdım.

TeyTey
28-01-2010, 10:23
Mükemmel ötesi olmuş yazı

CaNx
28-01-2010, 11:38
Harika gerçekten :)

Hawkfire
28-01-2010, 11:59
Senaryo oldukça klasik. İsrail-Amerika vs. Türkiye. Birde olay kahramanları falan olursa iyi olur.

Onun dışında oldukça güzel :)

LaST-KiNG
28-01-2010, 12:18
Yorumlar için Teşekkürler...

MAVİGÖLGE
28-01-2010, 12:23
Güzel olmuş;)Arayı fazla açma,en kısa sürede yayınlamaya çalış...

semihchelik
28-01-2010, 12:31
Konu güzel, hikâye ilerledikçe daha iyi olacağını umuyorum...

devam!:)

LaST-KiNG
28-01-2010, 18:40
Yer:Ankara/TRT
Saat:20.00

Başbakan konuşma yapacaktı.Herkes yine sıradan bir konuşma zannediyordu.Ama hiçte öyle bir konuşma olmayacaktı…

“Aziz Milletim! İsrail’de yapılan katliamlara artık bir dur dememizin vakti geldi.İsrail halkı,bizim vatandaşlarımıza,her türlü pisliği yaptırıyor.Kızlarımızın,kadınlarımızın ırzına geçip,erkeklere ya işkence yapıyorlar, ya da karısını ve çocuklarını gözleri önünde işkence edip öldürüyorlar.Birçoğunuz buna inanmayabilir.Elimde kanıtları var.Dün gece,birisi tarafından resimlere ulaştım…

Ayrıca birçoğunuzda nedense askere güvensizlik başladı.Milletim! Sakın böyle oyunlara gelmeyin.Bunu yapan bizim askerimiz değildir.Ülkeyi bölmeye çalışan,birtakım dış güçler tarafından yapılıyor.Sakın,ama sakın,askerimizin kötü bir şey yaptığını düşünmeyin.Türk askeri her zaman ülkesi için savaşır,disiplinlidir.Asla ülkeyi bölmeye,huzursuzluk çıkarmaya yaraşmaz.Eğer bu bir asker tarafından yapılıyor gibi gözükse bile,bilin ki o bir asker,bir komutan değil,o vatan haininin ta kendisidir.Teröristten bile beterdir.Eğer,bir Türk askerinin böyle bir şey yapacağını düşünen varsa,gelip kafama sıkabilir.

İsrail’e yapılan katliamlardan dolayı durmasını öneriyoruz.Aksi takdirde bu bir savaş sebebi sayılacaktır…”

Konuşma bitmişti.Başbakanın sesi kısılmış ve yüzünden terler boşanıyordu.Birden telefonu çaldı.Daha önce hiç böyle bir numara görmemişti.

“Başbakan!Benim kim olduğum önemli değil.Sana sadece şunu söylüyorum.Biz,İsrail olarak asla durmayacak ve Türklere katliam yapmaya devam edeceğiz.Eğer savaş açacaksanız,bilin ki kaybeden taraf siz olacaksınız.İsrail,Türkiye’yle savaşa hazır…”

Telefon aniden kapandı.Evet işte başlıyorlardı.Tam tahmin edildiği gibi olmuş,İsrail durmamıştı…

Tarih:26 Kasım Cuma 2010
Yer:İstanbul

Koray için tüm günler aynıydı.Ama bugün diğerlerinden oldukça farklıydı.Çünkü bugün Koray’ın son günüydü...

Yataktan kalkıp binanın çıkışına doğru ilerlemeye başladı.Tek bildiği şey,Taksim’e gidecek ve elindeki düğmeye basacaktı.İradesini kaybetmiş gibiydi.Kendisini kontrol edemiyor,sanki içindeki bir şey,Taksim’e gidip o düğmeye bastığında tüm sıkıntılarından kurtulacağını söylüyordu.Ama bunu neden yapacaktı ki?Düşünmeye hali yoktu.Yataktan kalktığı gibi ilerlemeye başladı.Bir zaman sonra Taksim’e vardı.Biraz kendine gelir gibi oldu.Ama ne olduğunu hala anlayamıyordu.İnsanların hepsi birden Koray’a bakmaya başladı ve kaçmaya başladılar.Bu durum karşısında dayanamayan,zaten iradesini tamamen kaybetmiş olan Koray,düğmeye bastı…


“Operasyon tamam mı?”
“Evet,efendim.Az önce yüzlerce insan hayatını kaybetti.”
“Çok güzeel.Türkler bizle başa çıkabileceklerini sanıyorlar ha?”
“Evet,çok gülünç bir durum.Özellikle de Amerika bizim tarafımızda olduğu sürece…”
“Bu Türkler kendilerini ne sanıyorlar?”
“Ne bileyim.Galiba bizi yok edeceklermiş… (HaHaHaHa) )

İki İsrail ajanı tarafında geçiyordu bu konuşma.Evet,tüm her şeyi İsrail planlamıştı.Muhtemelen,zaten psikolojik bakımdan çökmüş durumda olan Türk halkı,şimdi biraz daha gerilecek,biraz daha sinirlenecekti.Ve bu da tabii ki düşmanın işine yarayacaktı.Her şey önceden planlanmıştı ki,bunu kimse bilmiyordu.Herkes şu anda kurgulanmış bir senaryonun,birer parçaları,oyuncularıydı…

krisko
28-01-2010, 22:54
Güzel güzell. İyi gidiyor..

Kırmızı Anka
28-01-2010, 23:05
Çok iyi :)

MAVİGÖLGE
28-01-2010, 23:48
Kalemine ve yüreğine sağlık, anlatımın akıcılığı ve okurken sürükleyici olması bana hoş geldi.Sıkılmadan okudum fakat bir tavsiyem var,yazıyı italik yaptığından ve renginden dolayı biraz göz alıyor şahsen.Bunu da değerlendir istersen...

Onun dışında güzel.:)Devam...

LaST-KiNG
29-01-2010, 00:38
Kalemine ve yüreğine sağlık, anlatımın akıcılığı ve okurken sürükleyici olması bana hoş geldi.Sıkılmadan okudum fakat bir tavsiyem var,yazıyı italik yaptığından ve renginden dolayı biraz göz alıyor şahsen.Bunu da değerlendir istersen...

Onun dışında güzel.:)Devam...

Yazı şekli ve rengi ayarlandı...

Yorumlarınız için Teşekkürler...

(Dip:Hikaye her sabah ve akşam yayınlanacaktır...)

LaST-KiNG
29-01-2010, 10:42
Yer:Tel Aviv

“Evet sayın seyirciler.Şu anda olay yerindeyiz.Canlı bomba tarafından yapıldığı düşünülen saldırıda,yüzlerce kişi hayatını kaybetti.Yaralıların ise birçoğunun durumu kritik.Başka bulunamayan yaralı olabilme ihtimaline karşılık,polis olay yerini inceliyor.Daha önce hiç böyle bir saldırı gerçekleşmemişti.Son olan olaylardan ötürü,bunun İsrail tarafından yapılmış olduğunu düşünüyoruz.Lütfen bizden ayrılmayın…”

“Hahahaha…Şu olanları gördünüz mü sayın başkan?”
“Evet,Türkler bu zevki bize yaşattılar.Teşekkür ediyorum.. Hahahahaha…”
“Evet,her şey tam planladığımız gibi gidiyor.Fakat Amerika’nın henüz bir somut adım attığını görmüyoruz.Böyle,sadece gülmekle olmaz.”
“Merak etmeyin sayın başkan,yakında tüm dünya öğrenecek.Hahahaa…”
“Umarım öyle olur,sayın başkan.Umarım öyle olur…”

Yer:Ankara


Başbakan sinirden çatlayacak gibiydi.Sırtında tüm bir ülkenin yükü vardı ve bu yük gittikçe ağırlaşıyordu.Beyninde sürekli bir şeyler geziniyormuş gibi hissediyordu kendisini.Avazı çıktığı kadar bağırmak istiyordu.Çünkü,artık tüm bu olanlardan bunalmıştı.Ama bunu onlar istemişti.Ve istediklerini alacaklardı.Beyni tüm bunları düşünmekten neredeyse çatlayacaktı.Aklının içinde bin bir türlü sorun vardı.Ama böyle olması daha iyiydi.Çünkü kafasının içinin dolu olması,onun daha iyi düşünmesini sağlıyordu.Artık savaş başlıyordu.Ve ne yapmasını gerektiğini de gayet iyi biliyordu.Hemen genelkurmay başkanını aradı:

“Sayın Başkan,hemen hazırlıklara başlayın.Artık bu olaylara sabredecek gücüm kalmadı.Tüm askeri birimleri hazırlayın.”
“Peki sayın başbakan.Hazırlıklara derhal başlıyoruz.Ama bu birkaç günümüzü alacaktır.”
“Peki,olabildiğince hızlı davranın.Artık İsrail devri kapanıyor sayın başkan.Artık kapanıyor…”

Başbakanın sesi gerçekten çok sinirli geliyordu.İlk defa bu kadar korkunç bir ses tonuyla biriyle konuşmuştu.Bu durum karşısında genelkurmay başkanı heyecanlanmış,şaşırmış ve ürpermişti.Çünkü başbakan hiç böyle şeyler söylemezdi.Galiba gerçekten çok ama çok sinirlenmişti.

Yer:Amerika/Beyaz Saray
Saat:19.00

“Sevgili Amerikan Vatandaşları!Bu dönem bizim ve dünya tarihi açısından gerçekten çok önemli nitelikte bir dönem.Son olan olaylardan dolayı Türkiye sarsıldı.Ve bunun,İsrail tarafından yapıldığı düşünüldü.Evet,İsrail tarafından yapıldı.Ve Amerika İsrail’in yanındadır.Amerika neden İsrail’in tarafında diye soranlar olabilir.Aslında açıklamayacaktım.Ama son anda vazgeçtim.

-Eğer Amerika İsrail’le birlikte savaşıp,Anadolu’yu ele geçirirse,Anadolu toprakları iki ülke arasında paylaştırılacaktır.
-Eğer Türkler yenilirse,dünyadaki “barbarlık” son bulacaktır.
-Birçok yeni madene sahip olacağımızdan dolayı,ülke ekonomisine çok katkısı olacak.Ve bu kaynaklar sayesinde Amerika daha güçlü bir devlet haline gelecektir.

Size söyleyebileceklerim bu kadar,sevgili halkım.Eğer bu karara itiraz eden varsa,onu Türkiye’ye yollayabiliriz,hiç sorun değil.Eminim bu konuşmadan sonra,Türkiye’den tepkiler gelecek ve başbakan konuşma yapacaktır.İstediği kadar konuşma yapabilir.Çünkü O,Türklerin son başbakanı
olacaktır…

http://img6.imageshack.us/img6/4059/byksavaresim.jpg (http://img6.imageshack.us/i/byksavaresim.jpg/)

Bir paint Harikası :)

LaST-KiNG
29-01-2010, 19:54
Yer:Ankara/TRT
Saat:23.30

“EY AZİZ MİLLETİM! İlk önce İstanbul’da patlatılan bomba sonucu ölenlerin,ailelerine,yakınlarına baş sağlığı diliyorum.Gördüğünüz gibi,hepimiz savaşın içindeyiz.Ve Allah’ın izniyle bu savaşı da atlatacağız.Şu anda Amerika ve İsrail birleşmiş durumda.Olabilir.Bu bizim büyüklüğümüzü gösterir.Küçücük bir toprak üzerindeki küçük bir ülkeye iki devletin saldırması…Amerika İsrail’in tarafına geçtiğini ilan etti.Sanki önceden Türkiye düşmanı değil miydi ikisi de?Biz bilmiyor muyuz,askerimize iftira atanları,doğudaki vatandaşlarımızı kışkırtıp ülkede karışıklık çıkaranların kim olduğunu?...
Bizim hakkımızda barbar diye konuşmuş.Dünya bilmiyor mu,Filistin’de,Irak’ta yaşananları?Evet,tüm dünya bunu biliyor.Ama kimse bunu kabul etmek istemiyor.Çünkü Amerika’nın kendilerine bir şey yapacağından korkuyorlar.Ama biz bunu söylemekten asla korkmuyoruz ve korkmayacağız da.Çünkü biz,TÜRK’üz…

Siz insanlık nedir bilir misiniz?İnsanlık demek,insan katletmek değildir.İnsanlık demek,ırkçılık yapmak değildir.İnsanlık demek,herkesin fikrine,dinine saygı duymak,masumları,yoksulları “ezmek” yerine yardım etmektir.Küçücük çocukları öldürüp,kocalarının önünde karılarına tecavüz eden kimin askeridir?

Ey Milletim! Ülkemiz için bol bol dua edin.Çünkü buna gerçekten çok ihtiyacımız olacak…”

Başbakan konuşmasını bitirmişti.Televizyon karşısından başbakanı izleyenler heyecana kapılmışlardı.İçlerinde bulunan savaşçılık,yeniden açığa çıkıyordu.Gerçekten içlerinde garip duygular oluşmuştu.Ama bunların bir nebze dahi korku yoktu.Başbakanın konuşmasından sonra,İstanbul’da ki ölülerin ve işkence yapılan Türklerin resmi yayınlandı.İşte gerçekten şimdi çok sinirliydiler.Savaş tabii ki her zaman için kötüdür.Ama savaş,aynı zamanda insanlar arası bağı kuvvetlendirir.Yani bu,Türklerde böyledir…

27 Kasım 2010 – Cumartesi
Yer:İstanbul

İstanbul’da güneş yeni yüzünü gösteriyordu.Bu sırada Cezalandırıcı Timi’nden Hakan, bilgisayar başında bir şeyler araştırıyorlardı.Tim 7 kişiydi.2’si Amerika’da olası bir duruma karşı ajan durumundaydılar.Hepsi de çok deneyimlilerdi.Aslında 20 kişiydiler,ama yıllar öncesinden diğerlerini,bir görevdeyken kaybetmişlerdi.Hepsinin de üzerinde siyah elbiseler vardı.Gerçekten hepsi de şık gözüküyordu…

“Daha yatmadın mı lan sen?” dedi Kürşat,alaycı ve birazda sinirli bir ses tonuyla.
“Yok,daha yatmadım.Bir an annem bana yatmam için bağırıyor sandım.”
“Eee,bu kadar saatti araştırıyon,hiç mi bi şey bulamadın ?”
“Şimdilik öğrendiğim kadarıyla,Ankara’nın dışında bir yerde,yer altında karargahları var.Ve Türkiye’deki bazı şeyleri buradan yönetiyor olmalılar.”
“Hmm,ilginç.Ama, o kadar araştırdın ve tüm ulaştığın bilgi bu kadar mı?”
“Evet,yalnızca bu kadar.Oraya bir uğramamız lazım.”
“Ulan nerde pislik iş var,biz ordayız.Senin yüzünden doğru düzgün uykuda uyuyamıyoz.”
“Niye lan?Bak diğerleri ne güzel uyuyor… (hahaha)”
“Neyse,boşver.Ne zaman yola çıkarız?”
“Diğerleriyle birlikte kararlaştırırız.Ama ne kadar erken davranırsak o kadar iyi.”
“Tamam.Hadi yatta,birazda uyu.”

Hakan gerçekten çok yorulmuştu.Biraz uykuya ihtiyacı vardı.Kürşat’ın dediği gibi nerede pislik varsa tim,hep oradaydı.Tabi kendileri için savaşmıyorlardı.Bütün bu yaptıkları vatan içindi.Devletin böyle bir timden haberleri yoktu.Dolayısıyla görevleri kendileri belirliyor,kendileri uyguluyorlardı.Şimdi yine kendilerine bir görev belirlemişlerdi.Ve yine uygulamak için görev yerine gideceklerdi.Ama bu seferki görev diğerlerine göre daha zordu.Çünkü her an bir savaş çıkma durumu vardı ve,bu sefer uğrayacakları yer,İsrail’in yeraltındaki bir karargâhıydı…

MAVİGÖLGE
29-01-2010, 21:49
Türkiye üzerinde ki emellerini bu kadar açıkça belirten bir ABD Başkanı görmemiştim..:D

Bütün olarak değerlendirmek gerekirse bundan önce de belirttiğim gibi akıcı ve sürükleyici.İnsani vurgular da bilim kurguya çok iyi adapte edilmis.

Çok güzeL..

LaST-KiNG
29-01-2010, 21:51
Teşekkürler ... :)

Dip:Adamın hiçbişeyden korkusu yok.Ama yinede haklılık payın var .. :D

LaST-KiNG
30-01-2010, 11:16
Timin diğer üyeleri ise,Burak,Mert ve Can’dı.Aralarında en iyi savaşan Mert’ti.Gerçekten çok iyi savaşıyordu.Mert olmasa,tim daha zayıf düşebilirdi.Burak,diğer herkes gibi savaşta iyi olsa da,sıkıntılı zamanlarda şarkı söyleyerek timi neşelendirirdi.Can ise timden biri yaralandığında,onu iyileştirirdi.Hakan,görev yerlerini belirler,planlar üretirdi.Kürşat ise komikti ve gerçekten iyi savaşıyordu.Timin lideri şu anda Kürşat sayılabilirdi…

Tüm grup üyeleri ayağa kalkmıştı.Bir tek Hakan yoktu.Gerçekten çok yorulmuştu.Kürşat eline bir bardak su aldı ve Hakan’ın üzerine boşalttı.Hakan o anda yataktan sıçradı.Kürşat’a sinirli bakışlar fırlattı.Gerçekten uykuya ihtiyacı vardı…
“Hadisene be oğlum! Seni bekliyoruz.Daha plan yapacaz.”
“Tamam lan,tamam.Geliyoz,bekle…”
Kürşat ve Hakan salona geçtiler.Herkes salondaydı,fakat kimse birbiriyle konuşmuyordu.Salonda Burak’ın mırıldandığı birkaç şarkı dışında hiçbir ses yoktu.

“Eee,Hakan.Bize anlatmayacak mısın,neler buldun?” diye sordu Mert.
“Birkaç şeye ulaştım tabii ki.Ankara’nın biraz dışarısında yeraltında gizli bir karargâh var.Türkiye’de ki bazı planları oradan yönetiyor olmalılar.”
“Dün,uykuluyken aklıma gelmedi.Madem bu karargâh gizli,e peki o zaman sen nasıl buldun?”dedi Kürşat gülerek ve birazda meraklı bir şekilde.
“Kürşat,günlerdir araştırma yapıyorum.Birkaç kişiyi de uydu üzerinden izledim.Sürekli olarak o bölgeyi araştırdım.Çünkü başından beri hep oralardan şüpheleniyordum.Ve sonunda bir karargâh olduğunu anladım.Dışarıdan hiçbir şey belli olmuyor.Dışarıdan bakıldığında görülmeyen,arabaların girmesi için bir tünel var.Ayrıca bölgenin çeşitli yerlerinde de korumalar gördüm.Yani orayı öğrenenler,anında öldürülüyor.”
“Peki bunlardan hiç mi haberi olmamış devletin?”
“Orasını bilemem Kürşat.Ama yapmamız gereken bir görev var ve biz sadece bu göreve odaklanmalıyız.Karargâhın yerini tam olarak biliyorum.Bölgenin haritasını çıkarttım.Şimdi geriye yapmamız gereken tek bir şey kalıyor.Operasyon saatini belirlemek.Tabii ki ne kadar erken yola koyulursak,o kadar iyi olur.”
“Hmm.Tamam o zaman.Ankara’da bir otel ayarlayalım gitmeden önce.” dedi Burak.
“Burak,zaten Ankara’da bir evimiz var ya,unuttun mu?”
“Peki o eve ne oldu en son hatırlıyor musun,bay çok bilmiş?” dedi Burak,alaycı bir tavırla.
“E…Evet hatırladım.Ve bir daha da hatırlamak istemiyorum…Evet,ne zaman yola koyuluyoruz?”
“Madem erken çıkmak iyi,o zaman ilk uçakla gidelim Ankara’ya.” Dedi Can.
“Tamam,o zaman.Biletleri ve kalacağımız oteli ayarlıyorum…”

Aslında Ankara’da bir evleri vardı.Çok önceden vardı.Hakan o evi çok seviyordu.Bir gece tim uyurken pusuya düşürülmüşlerdi ve 2 kişiyi orada kaybetmişlerdi.Kalktıklarında evi ateşe vermişlerdi.Evden kendilerini zor dışarı atmışlar,ev, içindeki birkaç silahla birlikte yok olmuştu.Ama Hakan,o evi hala unutamamıştı.Unutamayacaktı da…

Yer:İsrail/Tel Aviv

Bugün çok büyük bir gündü,İsrail’de ki “geri kalan” Türkler için.
“Evet arkadaşlar,bugün hepimiz öleceğiz.Şimdi sakın,kimse öleceğiz diye korkmasın.İşkence yapılıp,karşınızda çocuklarınızın doğranmasını,kadınlarınıza tecavüz edilmesini mi istersiniz,yoksa savaşıp ölmeyi mi?Tabii ki en mantıklısı savaşıp ölmek.Birçoğumuzun yanlarında çocuklarıda var.Çocuklar!Sakın korkmayın.Çünkü sizin hiçbir günahınız yok.Bu yüzden rahat olun.Eğer tüm hazırlıklar tamamsa,herkes yerlerini alsın.”

Türkler isyan çıkaracaktı.Hem de tam zamanında.Ordu,hareketlenmeye başlamıştı.Tam ilerlerlerken Türkler ortaya çıkıp saldıracaktı.Güzel plandı.Türkiye’yle hiçbir şekilde iletişim kuramadıkları için,bunu kendileri yapmak zorundaydı.Büyük ihtimalle,hatta kesin olarak hepsi orada ölecekti.Ama bu ölüm,çok şerefli bir ölüm olacaktı.Tüm iletişim imkanları ellerinden alınmış olduğu halde,kendi vatanına yardım eden insanlar…Başka hangi millet ülkesi için,kazanamayacağını bildiği halde,fedâ eder ki?...

İleriden tank sesleri ve askerlerin ayak sesleri geliyordu.Ses giderek yaklaşırken,pusuda bekleyen Türk vatandaşlarının içini,heyecan,öfke ve huzur kaplamıştı.Bu durumda oldukları halde yardım edeceklerdi,vatana.Gerçekten çok şerefli bir ölüm olacaktı.Türk vatandaşlarının elindeki silahlar,idare eder derecedeydi.Mermide sıkıntı çekilecekti.Tabi mermi doldurmaya vakitleri olacak mıydı ki?...

Askerler gelmişlerdi.İsrail askeri,tam ilerlerken,tanklardan 1-2 tanesine roketatar fırlatıldı.Tanklar tamamen infilak etmemişti ama kullanılabilecek halde değildi.”Ateş!” emriyle birkaç saniye içinde 3 keskin nişancı,rütbelileri indirmişti.Sonrasındaysa diğerleri ateşe geçti.İsrail askerleri ilk önce şaşırdı ve yere yattılar.Tanklara artık hiçbir zarar verdirilemiyordu.Ama,askerlere ciddi hasar verdirmişlerdi.Tanklar Türklere ateş etmiyordu.Aslında ateş etse daha iyiydi.Türklerin mermisi bitmişti.İsrail askerleri Türklerin topuklarına sıktı ve onların yere düşmesini sağladı.Bilerek böyle yapıyorlardı.Topuklarından vurduktan sonra,tanklar Türklerin üzerinden geçti.İsrail,gerçekten çok kalleşti…

Kırmızı Anka
30-01-2010, 11:24
Çok iyi gidiyor.

LaST-KiNG
30-01-2010, 11:24
Teşekkürler...

Hawkfire
30-01-2010, 13:13
Çok güzel gidiyor :)

yigir
30-01-2010, 13:32
Amerikanın başkanı Obama olduğu sürece böyle bişey olmaz...

LaST-KiNG
30-01-2010, 17:45
Çok güzel gidiyor :)

Yorum için Teşekkürler...


Amerikanın başkanı Obama olduğu sürece böyle bişey olmaz...


Bknz:Olaylar gerçek değil.Yani hikayedeki kişilerde gerçek değil...

Ayrıca o da bir Amerikan başkanı.Yani ne olacağı pek belli olmaz .. :)

LaST-KiNG
30-01-2010, 23:27
Yer:İstanbul
Saat:19.30

“Hadi oğlum,n’aptınız?” dedi Hakan.
“Geliyoz lan,2 dk. beklesen ölür müsün?” dedi Kürşat.
“Oğlum 2 dk mı kaldı,uçak birazdan kalkacak.”
“Daha yarım saat var.Telaşlanma…Hem gerekirse uçağı düşürürüz (hahaha) .”

Tim sonunda evden çıkmıştı.Dışarı da yavaş yavaş,kar yağıyordu.Evler,havaalanına fazla uzak değildi.Dışarı çıkıp hemen bir taksiye atladılar ve havaalanına doğru yola koyuldular…

Sonunda uçağa binmişlerdi.Şimdilik tek istedikleri oraya gidene kadar rahat bir yolculuktu.Özellikle de bunun Hakan’a ihtiyacı vardı.Gözleri mosmor olmuştu çünkü.Yolculuk çok güzel gidiyordu.Aradan 1,5 saat geçtiği halde hiçbir olay olmamıştı.Mert bir şeylerden şüpheleniyordu.Hatta bunu defalarca Kürşat’a söylemişti.Ama Kürşat umursamıyordu.Sürekli uyuyordu.Hakan çoktan uykuya dalmıştı bile.Burak ise yine bir şeyler söylüyordu.Hiç uykusu yoktu.Can ise,o da bir şeylerden şüpheleniyordu.
“Mert,bir şeylerden şüpheleniyorum.İçimde kötü şeyler olacağına dair hisler var…”
“Aynı şeyleri hissediyoruz galiba Can.Aslında görünürde bir şey yok.Ama nedense içimde garip hisler var…”


Can ve Mert’in canları giderek sıkılıyordu.Sonunda hiçbir şey olmayacağına kendilerini inandırdılar.Ve kısa bir süre sonra bir adam ayağa kalktı.Elinde bir silah vardı ve silahı,yolcuların üstüne doğru tutuyordu.”Lanet olsun.Ben demiştim,kötü şeyler olacak…” diye iç geçirdi Mert.Hakan da dahil olmak üzere tim üyelerinin hepsi uyanmıştı.”Hahahaaa.Yine mi uçak kaçırıyorlar?” diye bağırarak güldü,Kürşat.Çünkü,adamın tipinden acemi olduğunu düşünmüştü.
“Sen,kapa çeneni…”
“Kapatmazsam n’olur lan?!?”
“Mesela sen ölürsün.”
“Hmm.Beni öldürmen hiçbir şeyi değiştirmez.Sadece dünya bir pislikten daha arınmış olur.Ülkemiz ne durumda ve sen yaptığın şu işe bak.Biz birbirimize destek olmazsak başka kim bize yardım edebilir?”

Kürşat bu şekilde adamın dikkatini çekerken,Mert,yavaşça arkadan yaklaşıyordu.Tam arkasına geldiğinde adamın sırtına bir tekme attı ve adam,yere kapaklandı.”Seni pislik.Uçaktan atardım ama,dua et,öyle bir şey yapmayacam.Tabii fikirlerimi değiştirecek bir hareket yapmadığın sürece…”dedi Mert.Adamı ellerini ve kollarını bağlayıp,tuvalete kitledi.Eğer adam kurtulmaya çalışsa bile,ellerini adeta bir bıçak kesermiş gibi acıtıyordu.Mert gerçekten bu işi çok iyi biliyordu.Mert,uçakta birden kahramana dönüşmüştü…

Yer:K.Irak
Saat:1.00

Bordo Berelilerden oluşan bir grup asker,K.Irak’ın içerisinde ilerliyordu.Her taraf karlarla kaplıydı.”Keşke dünya bu durumda olmasaydı.Keşke askerlik bu kadar zor olmasaydı.Keşke şu anda içinde bulunduğumuz durum yerine,çocukluğumuza dönüp kartopu oynayabilseydik.”diye düşünüyordu askerler.Şu anda kar yağması,askerler için gerçekten büyük bir dezavantajdı.Çünkü ilerledikçe karlardan ses çıktığı için,yerleri belli olabilirdi.
“Asker dur.”dedi komutan sessizce.İleriden sesler geliyordu.Ama bu sadece kar sesi değildi.Tank sesleri de geliyordu.”Ahh.Bu kadar erken olamaz” diye söylendi komutan.Hemen durumu genelkurmaya haber vermeliydi.”Komutanım,tam beklediğimiz gibi,İsrail askerleri K.Irak’a kadar gelmiş.Her an saldırıya geçebilirler.Biz burada kalıp savaşacağız…”genelkurmay başkanı henüz tek bir kelime bile edemeden,konuşma bitmişti.Asıl önemli olan bu değildi.Komutanın son cümlesi,gözlerinin dolmasına yol açmıştı.Birazdan,20 bordo bereli askeri kaybedecekti…

“Askerlerim.Savaşa girmeden önce şunları söylemek isterim.Karşımızda İsrail askerleri var ve çok kuvvetliler.Buradan geri dönmeyi denesek bile dönemeyiz.Çünkü,hareket ettiğimiz anda çatırtılardan dolayı bizi yakalayabilirler.Hem,kar olmasa bile bence burada kalıp savaşmalıyız.Şehitlikten,gazilikten güzel mertebe var mı?Gerçi burada,savaşa girdiğimizde gazi çıkmamız ancak bir mucize olur ama…Neyse biz,bordo bereliyiz.Dünyanın sayılı askerlerinden.Bunu bilin ve öyle savaşın.Gazamız mübarek olsun arkadaşlar…”Bordo bereliler çok sessiz bir şekilde yerlerini aldılar.Komutanın “Ateş!” komutuyla hepsi saldırıya geçti.İsrail ordusu çok kalabalıktı.Bordo berelilerin ilk mermilerinden sonra,İsrail askerleri hemen yere yattı.”Tanklar ileri!” diye bağırdılar.Tabi bir yandan da ateş ediyorlardı.Türk askerleri olduğunu anlamışlardı.Bu yüzden tankları kullanıyorlardı.Tanklarında devreye girmesi sonucu 20 asker de şehit düşmüştü.İsrail askerlerindense 25 asker ölmüş.22’si yaralı ve durumları kritikti.İsrail,bu çatışma sonucunda biraz ürpermişti.Sadece 20 askerle savaşmışlardı.Ve birçok kayıp verdirmişlerdi.Acaba Türkiye’de durumları ne olacaktı?...

Dip:Yarın hikayenin devamı gelmeyecektir.Pazartesi gününden devam edecektir...

MAVİGÖLGE
30-01-2010, 23:40
Güzel devam...


Dip:Yarın hikayenin devamı gelmeyecektir.Pazartesi gününden devam edecektir...


Sabah akşam hikayeyi ekleyince yordu seni galiba...:)

LaST-KiNG
30-01-2010, 23:41
Güzel devam...



Sabah akşam hikayeyi ekleyince yordu seni galiba...:)

Evet.Tek o olsa problem değil.Bir de dershane vardı bu günlerde.Yarın yok,tatil .. :)

Teşekkürler...

17salih34
31-01-2010, 19:47
çok sıkıcı bence.biraz daha eğlenceli olabilirdi

EcHeLoND
31-01-2010, 19:53
çok sıkıcı bence.biraz daha eğlenceli olabilirdi
Çok eğlendin.Eleştirmek için sebep arama.

LaST-KiNG
01-02-2010, 11:31
Bu çatışmadan sonra hemen,İsrail komutanı,başbakana haber verdi.Normalde genelkurmaya vermesi gerekirdi.Ama başbakan böyle emretmişti.
“Sayın başbakan.Biraz önce küçük bir grup Türk askeriyle savaştık.Muhtemelen bilgi vermek için gönderildiler.”
“Peki durum nedir?”
“Türklerin hepsini öldürdük.25 asker kaybettik.22 tane de…”
“Nee?25 asker mi?Hem de sadece 20 kişilik bir gruba karşı.”
“Ama efendim.Gafil avlandık.Hem de bize ateş edenler,gördüğümüz kadarıyla,dünyanın sayılı askerlerinden olan,bordo berelilerdi.”
“Komutan!Bir daha böyle şeyler duymak istemiyorum.Yoksa sizin için hiç iyi olmaz…”
“Peki efendim.Ölenler için ne yapmalıyız?”
“Hmm.Onları buraya yollayın.Onlar için güzel planlarım var.”Başkanın sesi şeytanice
geliyordu.Yüzü de gülmeye başlamıştı…
“Peki efendim.Gönderiyorum…”

Komutan başkanın ne yapacağını gerçekten çok merak ediyordu.Vücudundan soğuk soğuk terler boşanıyordu.Çünkü bir hata daha yaptığında,kendisine işkence edip öldüreceklerdi.İsrail bu işi çok iyi yapıyordu.Hemen hemen Çinliler kadar iyi…

Yer:Ankara
(Gecenin İlerleyen Saatleri)

Tim sonunda Ankara’ya varmıştı.Hemen tuttukları otele doğru yola koyuldular.Taksiye bindiklerinde,Hakan’ın telefonu çaldı.Arayan Mustafa’ydı.Mustafa,Amerika’da ki ajanlardan birisiydi ve genelde özel bir durum olmadığında aramazdı.Ajanlıkta ve suikastçilikte üstüne yoktu.
“Ne oldu Mustafa?Kötü bir durum mu var?”
“Nerdesiniz Hakan?”
“Ankara’ya geldik.Kalacağımız otele doğru ilerliyoruz.”
“Yine mi görev?”
“Evet.”
“Tamam.Otele gittiğinde yaptığın ilk iş televizyonu açmak olsun…”
“Neden açayım ki?” diye soramadan Mustafa telefonu kapatmıştı bile.Sesi sinirli geliyordu.Mutlaka bir şey olmuştu…
“Ne oldu Hakan?” diye sordu Mert.
“Mustafa aradı.Otele gittiğimizde ilk olarak televizyonu açmamız gerektiğini söyledi.Mutlaka kötü bir şey olmalı.”
Tim,kötü bir şeyler olacağını seziyordu.Yaklaşık yarım saat sonra kalacakları otele geldiler.Ve hemen yukarı kata çıkıp televizyonu açtılar.Hepsi televizyonun başına dikilmişti.Televizyonu açtıklarında şok oldular.İsrail askerleri,ölen Türk askerlerinin bedenlerini parçalıyordu.İlk önce derisini yüzüyor,sonra çeşitli malzemelerle organlarını açıyorlar ve delik deşik ediyorlardı.Mert hiç bu kadar sinirlenmemişti.”Sizi … çocukları.Ben sizin ananızın ellerinden öpmez miyim?!?Oraya gelip sizi teker teker …?!? Organlarınızı birbirinize yedirmez miyim?!?” Mert bağırıyor ve ağlıyordu.Aklına ne gelirse söylüyordu.Yıllardır ağlamayan Mert,şimdi hem ağlıyor,hem de küfrediyordu bağırarak.En son yine Ankara’da arkadaşlarının ölümüyle bağırarak ağlamış ve yine küfürler savurmuştu etrafa.Mert’in attığı naralar,savaş davullarından bile daha korkunçtu..Diğerleriyse Mert’i duymuyordu bile.Yere yığılıp kalmışlardı.Gözlerinden yaşlar akıyordu.Spiker konuşmaya başladı…

“Bu görüntüler,tüm dünyada yayınlanıyor.Aldığımız bilgilere göre K.Irak’ta ki 20 kişilik bordo bereli timini yok eden İsrail askerleri,cesetleri parçalıyorlar ve görüntüleri videoya çekiyorlar.Bu görüntüler Türkiye’yi küçük düşürmek için yollanmış.Ama biz de şunu söylüyoruz:Yine aldığımız bilgilere göre,bu 20 asker,tanklarla dolu İsrail ordusuna ciddi hasar verdirmiş.Ve şimdi,bunun sonucu olarak askerlerimizin ölüleri bu durumda…”

Mert spikeri dinledikten sonra,bağırabildiği kadar bağırdı.Bir ara durdu ve yere düştü.Mert’in bedeni yere yıkılmış,hareket etmeden duruyordu.Bunu gören arkadaşları,hemen ambulans çağırdılar.
“Mert dayan seni kurtaracağız…”dedi Kürşat.Hemen ambulansa bindirdiler ve taksiyle hastaneye gittiler.Yaklaşık yarım saat sonra doktor geldi.
“Doktor,durumu nasıl?” diye sordu Can.
“Hiçbir şeyi yok.Sakinleştirici yaptık.Galiba kendini çok hırpalamış.”
“Evet,doktor…Bunun sebebi,televizyondan duyduğumuz bir haber…”
“Ne olmuş ki?”
“Şey,doktor…Biz söylemeyelim siz kendiniz bakın.Mert’i ne zaman alabiliriz?”
“Yarım saat sonra çıkarabiliriz…”
“Peki doktor,teşekkürler…”

Yer:Ankara
Saat:6.30

Başbakanın telefonu çalıyordu.Bu saatte kim aramış olabilirdi ki?
“Buyrun,sayın başkan.Bir şey mi oldu?”
“Şey,sayın başbakanım…Aldığımız haberlere göre,İsrail,askerlerini K.Irak’a kadar ilerletmiş.”
“Peki bunu nereden öğrendiniz,sayın başkan?”
“K.Irak’ta keşif amaçlı gönderdiğimiz,20 bordo bereli asker vardı.Ve onlar…” başkan yutkundu.Yüzünden terler boşanıyordu.Gerçekten zor bir durumdu.
“Evet,sayın başkan!N’olmuş onlara?”
“Efendim,onlar orada kalıp savaşacaklarını söylediler.Ve benim konuşmama hiç fırsat vermeden iletişimi kestiler.Efendim,daha fazla konuşmak istemiyorum.Çünkü kendimi suçlu hissediyorum.Sadece televizyona bakın yeter…” dedi başkan.Başbakan televizyonu açtığında tüyleri diken diken olmuştu.Üstelik başkanın dediğine göre,İsrail,K.Irak’a kadar ilerlemişti.Sınırdaki ordu zaten yeteri kadar iyiydi.Ama yeterli olmayabilirdi.Peki ya Amerika ne olmuştu?Hani onlarda savaşa katılacaktı? “Aaah!Bir gecede rahat uyku uyuduğumu hatırlamıyorum.” Dedi başbakan kendi kendine.Artık uyuyamazdı,bunu kendiside biliyordu.Ne yapması gerektiğine bir türlü karar veremiyordu.En iyisi bu durum hakkında hiç konuşmamaktı…

semihchelik
01-02-2010, 18:44
Wow. Çok güzel gidiyor.
Hiç sıkılmadan okudum.
devam, devam...:)

Kırmızı Anka
01-02-2010, 18:51
Çok iyi gidiyor.

kankalar1115
02-02-2010, 20:01
çok güzel olmuş

LaST-KiNG
02-02-2010, 20:28
Hakan,Can,Burak ve Kürşat,Mert’i almaya gelmişlerdi.Almadan önce birbirleriyle konuştular:
“Ulan oğlum,acayip korkuttun lan bizi! “ dedi Kürşat.
“Abi aklıma getirme ya.O görüntüler aklıma geldikçe,beynim çatlayacak gibi oluyor.”
“Tamam sustum.Nasılsın bari ?”
“İdare eder.O anki durumumdan daha iyiyimdir herhalde…” dedi ve gülüştüler.Ama kimse hala o görüntüleri aklından çıkaramamıştı…

Yer:İsrail - Akkâ / Amerika – Washington

Bu kez İsrail başbakanı sinirli bir şekilde,Amerika başbakanını aradı:
“Amerika…Nerde hani Amerika?”
“Sabırlı olun sayın başbakan.Sadece biraz sabır…”
“Tüm dünya şu anda yaptıklarımızı konuşuyor.Morallerini sıfıra indirdik diyebiliriz.Tam vakti,ama siz yoksunuz…”
“Amerikan ordusu,2 gün içerisinde K.Irak’ta olacak ve oradan Türkiye’ye girecektir…”
“Anlaşıldı sayın başkan,elinizi çabuk tutsanız iyi olur.Çünkü Türkler,bizim K.Irak’ta olduğumuzu öğrendi.Bu sebepten sınırı kuvvetlendireceklerdir.”
“Anlaşıldı sayın başbakan.Askerlerinizle,Türkiye sınırını hep gözetim altında tutun.İşimizi kolaylaştıracaktır…” dedi ve telefon kapandı.”Aaah!Bu adamın hiçbir halttan haberi yok…” diye düşündü,İsrail başbakanı.Böyle bir fırsatı,ellerinden kaçıracaklardı.Ama,Amerikan ordusu olmazsa,İsrail’in işi çok zorlaşacak,hatta kaybedebilecekti.Bu yüzden bu aptala ihtiyacı vardı…


Yer:Ankara/Otel

Mert’i otele getirmişlerdi.Her ne kadar iyi görünmeye çalışsa da hiçte iyi görünmüyordu.Kendini zorlayarak gülüyordu ve hala siniri dinmemişti.En kısa zamanda şu operasyonu bitirip,savaşa katılmayı istiyordu.Yahut bir şekilde Türkiye’ye yardım etmeyi…
“Çocuklar,gelin buraya…Yeni bilgilere ulaştım.” dedi Hakan.
“N’oldu yine?” Mert zorlanarak konuşuyordu.
“Mustafa’dan şimdi aldığım bir istihbarata göre,Amerikan ordusu,2 gün içerisinde İsrail’e desteğe geliyormuş…”
Bu lafı duyduktan sonra,küfür etmeye hazırlanan Mert’i gören Can,hemen yatıştırdı.
“Hmm.O zaman en kısa sürede şu işi bitirmemiz lazım…Peki bu operasyon yapacağımız yer,nasıl bir yer?”
“Ulaşım bir hayli zor.Karargâh,dağın başında bir yerde.Ama bu bize çatışmada avantaj sağlayacaktır.”
“Peki oraya nasıl gitmeyi planlıyorsun Hakan?”
“Dağa gelmeden önce,aşağısı tüm ağaçlık alan.Ağaçların arasında,topraktan yapılma,tek yönlü bir yol var.Belli bir süre arabayla gidebiliriz.Ama sonrasında yürüyerek çıkmak zorundayız…”
“Plana bak bee! Bende ölmeyeceğimiz bir planın var sanıyordum…”
“Kürşat,madem o kadar iyi biliyorsun,o zaman daha iyi bir plan söyle,onu yapalım…”
Kürşat durakladı.Böyle bir şeyi hiç beklemiyordu.Aklına da başka hiçbir şey gelmiyordu ki söylesin…
“Ben şaka söylemiştim,hemen ciddiye alma…”diyebildi sadece.
“Peki o zaman.Sorusu veya daha iyi bir planı olan varsa şimdi söylesin,yoksa operasyon hakkında konuşabiliriz…”

Kimseden çıt çıkmadı.”Peki o zaman dedi Hakan…” ve çalışmaya koyuldular.
“Öncelikle nasıl oraya varacağımızı anlattım…” Bu gece İsrail veya tim için,gerçekten zorlu bir gece olacaktı…

MAVİGÖLGE
03-02-2010, 01:17
Güzel güzel..Aynen devam.Hiç bozma...:)

Konumunda gördüm Metal Fırtına 5-Karanlık Savaş okuduysan nasıl kitap?Çünkü MF-4 tam bir felaketti.İnşallah bu da öyle değildir.Daha okuyamadım..

LaST-KiNG
03-02-2010, 01:18
Güzel güzel..Aynen devam.Hiç bozma...:)

Konumunda gördüm Metal Fırtına 5-Karanlık Savaş okuduysan nasıl kitap?Çünkü MF-4 tam bir felaketti.İnşallah bu da öyle değildir.Daha okuyamadım..

Metal Fırtına 4 onun yakından bile geçemez.Gri takımı tuzağa düşürüyolar falan..İyi yani

Teşekkürler..

semihchelik
03-02-2010, 12:37
güzel, devam...:)
Sana bir öneri;)
Bence bölümerini insanın çok meraklanacağı bir yerde bitir...
Böylelikle heyecanla takip ederler:)
Mesela bak benim hikayeme. Nicolas kendini sele bıraktı orda bitti.:)

LaST-KiNG
03-02-2010, 12:47
güzel, devam...:)
Sana bir öneri;)
Bence bölümerini insanın çok meraklanacağı bir yerde bitir...
Böylelikle heyecanla takip ederler:)
Mesela bak benim hikayeme. Nicolas kendini sele bıraktı orda bitti.:)



Teşekkürler,dikkat ederim.. :) ;)

LaST-KiNG
03-02-2010, 22:08
…Karargâha Yolculuk…

Hava açıktı.Dolunay vardı.Yıldızlar her tarafı aydınlatıyordu.Araba,ağaçların arasına girdiğindeyse,bambaşka bir görüntü oluşmuştu.Ağaçların gölgesi arabanın üstüne düşüyordu.Arabanın içinde moral olsun diye Burak bağıra bağıra türkü söylüyor,diğerleri de ona eşlik ediyordu.Bu,genelde operasyonlara katılmadan önce yaptıkları bir şeydi.
“Bu kadar eğlence yeter.İyice yaklaştık…” dedi Hakan.
“Tamam da şarkı söylemeyince kendimi korku filminde sanıyorum…” dedi Kürşat.Diğerleri de ona katılarak güldüler.
“Bundan sonra ciddi olmalıyız.Herkes planın ne olduğunu biliyor…”
Herkes başını salladı.Arabadan indikten sonra dağı tırmanmaya başladılar.Dağa tırmanmak zorunda oldukları için,yanlarında fazla silah getirmemişlerdi…
“Ulan Hakan,biraz daha kolay bir yol bulamadın mı oğlum?”
“Lan,biz buraya gelmeden önce göstermedim mi hepinize,haritayı?Ulan Kürşat,şu durumda bile yargılıyon ya,helal olsun!”

…Bu Sırada Karargâhta…

Karargâhın içi çok büyüktü.Aslında karargâh değil de,ev görüntüsü vardı.Simon,yine sıradan bir gün olacağını düşünüyordu.Ama o sırada bir hareketlenme gördü.Hemen koşarak komutanın yanına gitti.Komutan,başka kişilerle konuşma yapıyordu.Büyük ihtimalle Türkiye üzerinde nasıl bir yol izleyeceklerini konuşuyorlardı.Simon,içeriye kapıyı çalmadan girmişti.Normal şartlar altında komutan onu oracıkta öldürürdü.Ama Simon’un söyledikleri üzerine hemen toplantıyı terk etti.
“Kaç kişi olabildiklerini gördün mü?”
“3 kişi gördüm efendim.Ama yine de emin değilim.”
“Hmm.Demek küçük bir grup ha!Bizi fazla uğraştırmayacaktır…”
“Efendim şuraya bir bakın.2 kişi daha gözüktü.Tam 5 kişiler.Üzerlerinde fazla ağır silahlar yok sanırım.”
“Nedense hiç şaşmadım…” dedi komutan,alaycı ve aşağılayıcı bir tavırla.
“Simon,ne olursa olsun,küçük bir grup olsa dahi,bu karargâh İsrail için çok önemli.Burada ki planlar o adamların ellerine düşerse,büyük ihtimalle,hatta kesin olarak öldürüleceğiz.Bu yüzden söyle adamlara,dikkatli olsunlar…”
“Anlaşıldı efendim…” bu sözleri işiten Simon,korkudan soğuk terler döküyordu.Hemen adamlarına haber verdi.Karargâhı koruyan fazla adam yoktu.En fazla 30 kişilerdi.Ama hepside özel eğitimlilerdi.Çocukluktan beri,sürekli bu iş için yetiştirilmiş,askerlerdi onlar.Vücutları bir kaya kadar sertti.Ve hiçbir insani duyguya sahip değillerdi.Hiçbir şeyi yargılamıyorlar,sadece kendilerine verilen görevi yerine getiriyorlardı.Dışarıdan bakıldığında normal bir insan gibi dursalar da,bir yumrukta,normal bir insanın dişlerini kırabilirlerdi.Hepsi de siyah elbiseler giymişti.Normal korumaların aksine,onlar takım elbise değil,askeri elbise giyiyorlardı.Verilen emir üzerine,herkes yerlerini aldı…

“Evet arkadaşlar.Sonunda geldik.Herkes ne yapacağını biliyor.Şimdi ses çıkarmadan,herkes yerlerine geçsin.” Dedi Hakan.Üzerinde çok ağır bir yük taşıdığını hissediyordu.Her şeyi o planlamıştı, ve aksi bir durumda,kendisini affetmezdi.Diğer üyeler tamam anlamında kafalarını salladılar.Mert,elindeki keskin nişancı tüfeğiyle,kayaların arasında bir yere saklandı.Diğerleriyse silahlarıyla bekliyorlardı.Önceden planladıkları gibi –tabii planladıkları olursa- adamlar kendilerini fark edecekler,ve dışarı çıktıkları anda onları indireceklerdi.Ama bir şeyi unutmuşlardı:Böyle bir karargâhı koruyan adamlar,bu kadar gafil avlanmazdı.Bekliyorlardı ama kimseden ses seda yoktu.Sonra nereden geldiği belli olmayan bir mermi,Mert’in saklandığı kayayı parçaladı.Tim sessizce beklerken,merminin gelişiyle,herkeste bir adrenalin patlaması yaşandı.Ama şükür ki Mert’e bir şey olmamıştı.Hakan,hemen dürbünü alıp baktı.Lakin görünürde yine kimse yoktu.
“Dinleyin beni!Sakın yerlerinizden kıpırdamayın…” dedi Mert.
Kısa bir sessizlik yaşandı.Kürşat,adamların yer altından bir yerden çıktıklarını gördü.
“Düşman saat 12 yönünde…Ateeş!” demesiyle ateş ettiler.2’si ölmüştü.Diğerleriyse bu gürültülü sesin,kendilerine ateş emrini verdiğini anlamış olacaklar ki,hemen yere yattılar.Sonra onlarda karşılık vermeye başladılar.Timin yeri çok iyiydi.Ve adamları çembere almışlardı.Üzerine bir de yılların tecrübesi eklenince İsrailli askerlerin durumu iyice zorlaşmıştı.
“Burak!Şimdi…!” dedi Kürşat.Kürşat’ın bu emri üzerine Burak ileriye bir el bombası attı.Sonrasında makineli tüfek sesleri duyuldu.Mert’in gözünde hala o görüntüler vardı.Ve onların acısını,bu çatışmayı kazandıkları taktirde çıkaracaktı.Dürbününden adamları çok iyi nişanlıyor,kafalarından indiriyordu.Karşılardan gelen bir mermi,Burak’ın dizine isabet aldı.Buna rağmen Burak,savaşa devam ediyordu.Karşı taraftan büyük hasar vardı.Geriye yalnızca 5 kişi kalmıştı.Ama onların yerleri çok iyiydi.Vurması çok güçtü…Mermileri de giderek azalıyordu.Özellikle de Can’ın mermileri…

“Komutanım,karşımızdaki adamlar her kimse çok iyi savaşıyorlar.Kaybediyoruz…”
“Ne diyorsun sen be?Kayıp mı ediyorsunuz?”Komutan hiddetlenmişti.Bir grup terörist,gelip karargâhlarına baskın düzenlemiş ve yıllardır eğitim alan adamları bu savaşı kaybediyordu.Komutan soğuk soğuk terlemeye başladı.
“Tamam dinle beni,seni aptal…!”
Cevap yoktu.Galiba o da vurulmuştu…

“Pekâla arkadaşlar,görünürde kimse yok.Kaç saattir burada boş boş bekliyoruz.Daha fazla beklemenin bir manası yok…” dedi Kürşat.Aşağı inmeye başlamışlardı.Her ne kadar görünürde kimse olmasa bile yinede tetikteydiler…Tim karargâha girmişti.İçerisi boş gözüküyordu.”Dikkatli olalım.Yoksa fena olur…” dedi Mert.İçerisi çok aydınlıktı.Koridorda ilerlerlerken bir kapı gördüler.Kürşat kapıya tekme atarak açtı.İçeride kimse yoktu.Kocaman bir yuvarlak masa ve üzerinde bazı kağıtlar vardı.”Hmm.Bunlar bazı planlar galiba…”dedi Hakan,kağıtlara bakarak.Düşünmeye başladı:”Eğer burada kağıtlar varsa,demek ki biz gelmeden önce burada bir toplantı yapılıyormuş.Biz geldikten sonra da içeride kimse yok…” Hakan’ın kan beynine sıçradı.”Hemen terk edin burayı,havaya uçacağız!!!” diye bağırdı.Herkes ne olduğunu tam anlayamadan koşarak dışarıya çıkmaya başladılar.Burak,dizindeki yaradan ötürü,zorlanarak koşuyordu.Bunu gören Mert,Burak’ı kucağına alarak uzaklaşmaya başladı.Mert,gerçekten çok güçlüydü.Kapıya yaklaştığında Burak’ı uzağa fırlattı.Ve kendide zıpladı.Diğerleriyse çoktan çıkmıştı bile.Mert zıpladığı anda karargâh havaya uçtu.Ama hiçbir şey kaybetmemişlerdi.Çünkü Hakan çok güzel bir şey yapmıştı…

MAVİGÖLGE
03-02-2010, 22:16
Ne diyeceğim belli.Çok emek vermişsin..

Çok güzel...

LaST-KiNG
03-02-2010, 22:18
Ne diyeceğim belli.Çok emek vermişsin..

Çok güzel...


Ve her zamanki gibi bende,"Teşekkürler..." diyorum ... :)

(Yorum yazan/yazacak olanlara şimdiden teşekkürler.)

kankalar1115
03-02-2010, 22:21
çok güzel olmuş

YUCİ
04-02-2010, 19:13
savaş mı çıkaracaksın !!!:mad::mad::mad:

LaST-KiNG
04-02-2010, 19:17
savaş mı çıkaracaksın !!!:mad::mad::mad:

O kadar gerçekçi oldu mu?

Sadece kurgu...

Ayrıca piyasadaki kitaplara bakarsanız,çoğu böyle.Aynı gerçekten savaş yapılmış gibi.

Yine de görüşünüze saygı duyarım... ;)

kankalar1115
04-02-2010, 19:34
adamlar büyük savaşlar yapıyolar ama şarkı söylemezlerse korkuyolar.Hem komik hem güzel

LaST-KiNG
04-02-2010, 20:48
“Mert neden böyle bir şey yaptın?Ölebilirdin…” dedi Burak,yüzünde acı bir gülüşle.
“Ne demek Burak…Hem sen olmasan,bizi kim neşelendirir?” ikisi de birbirine bakarak gülüyordu.
“Can!Buraya gel! “ dedi Mert.
“Ne oldu?”
“Burak’ın durumu nasıl?Ne yapabiliriz?”
“Hastaneye götürmemiz lazım…”
“Aaaah! Planlar da orda kül oldu.Biz buraya boşuna mı …” Kürşat sözünü tamamlayamadan Hakan araya girdi.
“Merak etme Kürşat planları aldım…” tüm grup üyeleri Hakan’a doğru baktı.Hakan’ın gerçekten de akıllı olduğunu düşünüyorlardı.
“Bana bakmayı bırakın.” Dedi gülerek… “Otele gidelim,orada bilgisayarda İbranice’den bakarız…”
“Giderken Burak’ı da hastaneye bırakırız hem…” dedi Mert.

…Bir Süre Sonra Otelde…

Kürşat dosyaların içeriğini çok merak ediyordu.Hemen,otele gelir gelmez,dosyaları açtı.
“Oğlum,burada çok az yazı var lan!Yanlış şeyi almış olmayasın!!”
“Yok be oğlum! İbranice o görmüyon mu?”
“Bence İbranice de olsa,bayağı az yazı var lan burada!”
“Tamam Kürşat.Şimdi göreceğiz…”

Hakan,yılların verdiği bilgisayar tecrübesiyle,hızlı parmaklarını kullanarak bir siteye girdi.Çeviri yapıyor gibi görünüyordu.Yeni geliştirilmiş ve çok iyi tercüme ediyordu.Dosyada yazan yazıları çeviri programına yazdılar.Ve şok oldular.Kürşat dediğinde haklıydı.Aynen şöyle yazıyordu:
“Sizi aptallar!Bu dosyaları birkaç teröriste mi teslim edeceğimi düşünmüştünüz?Çok beklersiniz…Ve ayrıca sizleri tebrik ederim,belanızı buldunuz! …”
Hakan’ın kafası ağrımaya başlamıştı.Kürşat ağzını açacak gibi oldu,ama Hakan,Kürşat’ı susturdu.Gerçekten Hakan’ı çok sinirlendirmişti.O kadar çatışma boşuna mıydı?Ya birisi ölseydi?Ya oradan canlı çıkamasaydılar? İşte o zaman Hakan kendini affetmezdi.
“Hepiniz,toplanın!!!” dedi Hakan bağırarak.Gözlerinden ne kadar sinirli olduğu belli oluyordu.
“Bu kadar çatışma boşunaymış…”dedi Kürşat.O anda Hakan,Kürşat’a bir tokat attı.Kürşat hiç böyle bir şey beklemiyordu.Karşılık vereceği sırada Mert ve Can ikisini ayırdılar.
“Senin aptal fikirlerin yüzünden biz buradayız ve yine senin aptal fikirlerin yüzünden hayatımızı kaybedebilirdik!”
“Yaa!Öyle mi?Madem her şeyi çok iyi biliyorsun,o zaman gel benim işleri de sen yap!!!”
Hakan çok sinirlenmişti.Çünkü hep böyle zamanlarda Kürşat,Hakan’a böyle laflar söyler,onu sinirlendirirdi.Ve bu bardağı taşıran son damla olmuştu.
“Bana bak Hakan! Tecrübene diyeceğim yok,saygım sonsuz…Ama şunu bil ki,senin bana vurma hakkında yok!!!”
“Yaa öyle mi? Madem öyle,o zaman seninde ben işlerime burnunu sokma hakkın yok.” Dedi Hakan bağırarak.Gözlerinden yaş gelmek üzereydi.Çünkü Kürşat,onun en sevdiği tim arkadaşıydı.Tokat attığı içinde pişmanlık duyuyordu ama bunu söylemeye yüzü yoktu…

…2 Gün Sonra…

Yer:Hakkari
Saat:02.00

Askerlerin arasında,düşman askerlerinin sınıra kadar dayandığı dedikoduları yer alıyordu.Ve içlerinde gerçekten büyük bir stres vardı.Bunun nedenini biliyorlardı,hepside.Ama böyle olmamaları gerekliydi.Çünkü onlar askerdi,Türk askeriydi.İsteseler savaştan kaçabilirlerdi.Komutan bunu söylemişti.Ama tek bir kişi bile savaştan kaçmamıştı.Peki şimdi bu sıkıntı niyeydi ki? Sıkıntıydı işte,isteyerek olmuyordu ya…Ordu,şu sıralar savaş olduğu için,güçlendirilmişti.Hakkari’de ki orduda tanklar ve komandolar orduyu oluşturuyordu.Olası bir kötü durumda,havalandırılmak üzere hazırda bekletilen F-16 savaş uçakları da vardı.Ordunun hepsi bir bölge üzerinde bırakılmamış,çeşitli yerlere dağıtılmıştı.Böylece kayıp verme şansı daha az olacaktı…

“Phoenix1 cevap ver.”
“Phoenix1 dinlemede,cevap ver Bone.”
“Phoenix1 biraz sonra taarruza geçiyoruz.Saldırıya geçmeden önce,hava birliklerine,yani size bildirilecek ve bizden önce siz saldırıya geçeceksiniz…”
“Anlaşıldı Bone…”

Birazdan savaş başlayacaktı.Amerikan hava ordusu saldırıya geçecek,ve büyük bir katliam başlayacaktı.Amerikan uçaklarıyla birlikte İsrail uçaklarıda havalanacaktı.Birazdan gerçekten büyük bir katliam yaşanacaktı…

Genç Aşık
05-02-2010, 13:27
Yazmaya devam et ;)

LaST-KiNG
05-02-2010, 18:55
Yazmaya devam et ;)

Yorum için Teşekkürler...

Dip:Hikayenin devamı yarın gelecektir.İlginiz için Teşekkürler...

MAVİGÖLGE
05-02-2010, 23:31
Ahh İsrail ahh..Adamlar her hikayeye konu oluyorlar..:mad:

Çok güzel kardeşim devam...:)

LaST-KiNG
05-02-2010, 23:38
Ahh İsrail ahh..Adamlar her hikayeye konu oluyorlar..:mad:

Çok güzel kardeşim devam...:)

:D :D :D

Haklısın...

Teşekkürler...

LaST-KiNG
06-02-2010, 21:17
…Bir Süre Sonra…

“Phoenix1,uçaklarınızı kaldırabilirsiniz…”
“Anlaşıldı Bone…”

Yine dolunay vardı havada.Yıldızlar her tarafı aydınlatıyor,gökyüzü masmavi gözüküyordu.Amerikan ve İsrail jetleri,mavi gökyüzünün üzerinde birer siyah noktaydılar.Hem de bayağı kalabalık noktalar…

Türk askerlerinin içine garip bir his yerleşmişti şimdi.Sanki birazdan savaşacaklardı,kıyım yaşanacaktı.Durup dururken nereden çıkmıştı ki,şimdi bu?Biraz sonra,uçaklar savaş yerine ulaştığında,bombalarını bıraktılar.Aynı anda 20 asker şehit düşmüştü.Herkes siper aldı.Uçaklara karşı ateş ediliyordu.Türk uçaklarının gelmesi yalnızca birkaç dakikalarını aldı.Ve bu dakikalar gerçekten çok zorluydu.
“Kartal,dikkatli olun.Karşımızda sadece Amerikan jetleri yok.İsrail’de,Amerika’yla birlikte…”
“Anlaşıldı Avcı…”

Türk F-16’ları uçakların peşlerine düşmüştü.Ama İsrail ve Amerikan jetlerinin teknolojisi,F-16’lardan çok yüksekti.Bu yüzden vurmak çok zor oluyordu.Jetler,ani manevralar yapabiliyor ve çok hızlı gidebiliyorlardı.Bu da,gökyüzündeki it dalaşında,üstünlük kazandırıyordu.Şimdiye kadar yalnızca birkaç tane düşman uçağı düşürülebilmişti.

“Hahaha şu Türklere bak…” diye gülüyordu,Phoenix1.Yani John.Babası İngiliz’di.Annesiyse Fransız’dı.Küçüklüğünden beri ne annesini ne de babasını hiç sevmemişti.Duygusuz sayılabilirdi.Zaten bu savaşa komutan olarak getirilmesinin nedenlerinden birisi de buydu: Duygusuz olmak…Adeta bir robot gibiydi.Önemli olan kendisinin ölmemesiydi.Diğerleri hiç umrunda bile değildi.Bu düşünceler içinde uçağı kullanırken,birden vuruldu.”Kahretsin!!!” dedi.Savaşta düşüncelere dalması büyük bir aptallıktı.Aslında genelde,hep düşmanı yok etmeye odaklanır,ondan başka bir şey düşünmezdi.Ama nedense şimdi böyle düşüncelere kapılmış ve dikkatini kaybedip vurulmuştu.Şimdi atlaması gerekecekti.Bunun kendi sonu olacağı kesindi.Ama en azından bir ihtimalle birilerini vurabilirdi.Tam uçaktan atlayacağı sırada bir Türk F-16 uçağı havada yok etti.Bu çok iyi olmuştu.Türk uçakları tam kaybedeceği sırada,arkadan başka Türk uçakları gelmeye başladı.Yine de çok güçlülerdi.Diğer gelenlere rağmen hala kaybediliyordu.Sonrasında karadan İsrail-Amerikan orduları gelmeye başladı.Karadaki Türk ordusu havaya kilitlendiği sırada gelmişlerdi.O anda tüm Türk askerleri siper aldılar.Karşılarında çok güçlü tanklar vardı.Bu tankları ilk defa görüyorlardı.Dünyada hiçbir ülkede bu tanklardan yoktu.Çünkü İsrail,bazı teknolojik aletlerini,silahlarını hiçbir ülkeye göstermemişti.Kendisi için üretmiş,kendisi için kullanacaktı.Tanklar,Türk askerlerinin üzerine doğru ilerlerken,arkadan İsrail ve Amerikan askerleri Türk askerlerine ateş açıyordu.Bu da işi zorlaştırıyordu.Yukarıda da durum iyi değildi zaten.Eğer karada da kaybederlerse,bu,kaybedilen ilk toprak olacaktı ki,onlar hiç durmayacaktı.Karşı taraftan çok az kayıp verdiriliyordu.Yukarıdaki savaşı Türkler kaybetmişti.Düşman uçakları Türk askerinin üzerine çökmüştü.Türk askerleri kaybediyordu.Düşman,hiç durmayacak ve hiç acımayacaktı.Türk askerleri son mermilerine,son damlalarına kadar savaştılar.Ama kaybettiler.Türkiye’de kaybedilen ilk topraktı,Hakkari…

Microsoft
07-02-2010, 03:20
Hikaye bitmemiş daha devamını bekliyorum :)

LaST-KiNG
07-02-2010, 22:04
Yer:Ankara/Otel

Kürşat ve Hakan,o gün yaşananlardan sonra tekrar barışmışlardı.Onları barıştırmak, haliyle diğerlerine düşmüştü ki,bu hiç kolay olmamıştı.Can’ın sağlığı da yerine gelmişti.Sabah hiçbiri uyanmak istemiyordu,sabah okula gitmek istemeyen çocuklar gibi.Çünkü 2 gündür,kendilerini atlatan adamları arıyorlardı.Ve gerçekten çok yorucu bir çalışma yapmalarına rağmen bulamamışlardı.Hakan alarmın sesiyle uyandı.Saat sabah 9’u gösteriyordu.Diğerlerini de uyandırdı.Bir gelişme var mı diye bilgisayarını açtı.Genelde böyle yapardı.Bilgisayarı açtığında,ekranın sağ üst köşesinde bir yazı belirdi : “Hakkari Kaybedildi…!” Hakan beyninden vurulmuşa döndü.Birkaç dakika kendine gelemedi.”Bu bir şaka olmalı…” diye düşündü.Böyle olması imkansızdı.Çünkü programı kendisi geliştirmiş,acil durumlarda yahut önemli olaylarda orada haber çıkardı.Koşarak diğerlerine haber vermeye gitti.Diğerleri koşarak Hakan’ın yanına geldiler.Haberde farklı silahların kullanıldığı yazıyordu.”Vay namus***lar dedi” Mert.Hakkari kaybedilmişti ve ilerleyeceklerine hiç şüphe yoktu.Hem de hiç durmadan…
“Hakan!Daha burada beklemeyi düşünmüyorsun herhalde.Gidip yardım etmemiz lazım.”
Hakan biraz düşündü.
“Aslında haklı olabilirsin Mert.Ama benim daha iyi bir fikrim var.”
“Neymiş bakalım o güzel fikir?”
“Halkı ayaklandırmalıyız.Herkesin gözünü açmalıyız.Böylelikle daha çok yardımımız dokunmuş olur.”
“İyi de Hakan,biz aynı anda tüm Türkiye’yi ayaklandıramayız herhalde değil mi?”
“Mert!Sen merak etme.Ayaklandırmayı sadece reel ortamda yapmayacaz.Tabii ki sanal ortamın ve medyanın bize katkısı olacaktır.”
“Haklısın Hakan…” dedi Mert.Henüz 2 gün önce bir görevden dönmüşlerdi.Fakat görevleri hiç bitmiyordu ki.Mert biraz düşündü.
“Hakan,bizim ayaklandırmamız ne işe yarayacak ki?Zaten herkesin haberi var.”
“Mert,sen merak etme.Şimdilik sadece haberlerden biliyorlar olayları.Eğer birazda gaz verirsek işte o zaman daha iyi olur.Şehir içinde ve Türkiye’de silahlanma başlatırız.Yani herkesin elinde,evinde birer silah bulunur.Böylece olası bir saldırıya karşılık,sadece askerler değil,şehirden de destek alırız.Ve böylelikle düşmanın daha iç kesimlere girmesini engelleyebilir,en azından yavaşlatabiliriz.”
“Peki,diyelim ki senin teorin doğru.Ama bu uğurda kaç can verilecek hiç düşündün mü?”
“Biliyorum Mert.Ama buna mecburuz.Hiçbir başarı,zorluk çekilmeden kazanılmaz.Bunu biliyorsun değil mi?”
Mert’in yüzünde garip bir ifade oluştu.
“Biliyorum Hakan,biliyorum…”
“Peki o zaman arkadaşlar!Ben sanal ortamla ilgilenirim.Anlaştık?”
“Anlaştık.” Dedi hepsi birden.Bu uğurda gerçekten binlerce onbinlerce insan feda edilebilirdi.Ama söz konusu vatan olduğu zaman,hiçbir kayıptan kaçınılmaması gerekirdi.Bu şarttı.
“Hakan,Hakan,Hakan…”Dedi Kürşat ve şöyle devam etti:”Neden daha fazla yardım almıyoruz ki?” Kürşat’ın aklına bir fikir gelmiş gibiydi.
“Ne tür bir yardım bu?”
“Neden Mustafa’yı aramıyoruz ki?Bize yardımcı olabilir.”
“Hmmm.Haklısın aslında.Amerika başkanı hakkında bize bilgi getirebilir.”
Kürşat,Can’dan telefonu istedi.Hemen Mustafa’yla konuşması gerekti.
“Alo Mustafa,duyuyor musun?”
“Söyle,dinliyorum.”
“Senin için bazı özel görevlerimiz var.”
“Nedir?”
“Amerika başkanından bilgi toplayacaksın.Yapabilir misin?”
“Peki bunu nasıl yapmamı planlıyorsun?”
“Önceden birkaç kişiye yaptığın gibi.”
Mustafa’nın yüzünde pis bir sırıtış vardı.
“Tamam.” dedi

Başbakan iyice gerilmeye başlamıştı.Tıpkı halk gibi.Doğudaki bir ilini kaybetmişti Türkiye.Ve onun eli kolu bağlıydı.Normal şartlar altında onları bir ihtimalle yenebilirlerdi.Ama bu teknolojik aletler de nereden çıkmıştı ki şimdi? “Kahretsin!!!” dedi bağırarak.Kafası çatlayacak gibiydi.Ne yapacağını bilemiyordu.Önünde bir sürü kağıt vardı.Kağıtları alıp fırlattı.Bir mucize olmadığı taktirde de bu savaşın kaybedileceğine hiçbir şüphe yoktu.

Yer:Azerbaycan/Bakü

Kazakistan,Türkmenistan,Azerbaycan gibi diğer Türk devletlerinin liderleri toplantı yapacaktı.O kadar savaş haberinin içinde bu haber gözükmüyordu bile.Türkiye’ye yapılanlar hakkında konuşacaklardı.İlk sözü Azerbaycan başkanı aldı:
“Sevgili Kardeşlerim.İlk önce Türkiye’ye yapılanlar hakkında dikkatinizi çekmek isterim.Türkiye,vatandaşlarının hakkını savunmak için çatışmaya girmiş,ama sonucunda bir ilini kaybetmiştir.Bunun hakkında görüşlerinizi almak isterim.”
Kazakistan başkanı söz aldı.
“Ben Türk kardeşlerimize yapılan bu haksız savaşın bitirilmesi için,Türk kardeşlerimize yardım etmemizi öneriyorum.” Dedi.Diğerleri de ona katıldılar.Artık,diğer Türk devletleri de Türkiye’yle birlikte olacaktı.

semihchelik
08-02-2010, 18:30
Vuhuv. :D
Hikâye işte şimdi başlıyor...
Süper, devam:)

MAVİGÖLGE
08-02-2010, 19:17
Kalemine sağlık kardeşim..

Çok güzel..Devam...

LaST-KiNG
08-02-2010, 19:22
İkinizede teşekkürler...

Sizde olmasanız...:o

LaST-KiNG
11-02-2010, 16:21
Yer:Amerika

Mustafa ne yapacağını gayet iyi biliyordu.Daha öncede böyle bir görev yapmıştı.Şimdi tek yapması gereken,başkanın gecelerini nerede geçirdiğini bulmaktı.Genelde böyle büyük insanların gecesini geçirebileceği tek bir yer vardı.Mustafa’da böyle düşünüyordu.Evinde,bilgisayardan araştıracaktı.Zaten biraz bir şeyler duymuştu,ama kesinliğinden emin olmak için yine de araştıracaktı.

Mustafa’nın evi darmadağındı.Neyin nerede olduğu belli değildi.Ama o,her şeyin yerini çok iyi biliyordu.Galiba küçükken annesi,sürekli ona düzgün olmasını söylemiş ve o da sonunda patlayarak,böyle bir evde yaşamaya başlamıştı.Evi,şehirden uzak bir yerdeydi.Fazla da dışında değildi.Mustafa için sessizlik,hayatta ki en önemli şeylerden birisi sayılabilirdi.Evine geldiğinde kendisine bir kahve yaptı,bilgisayarın başına oturdu.

İlk başta duyduğu bilgilerin doğruluğunu kontrol edecekti,fazla uğraşmamak için.Yarım saatlik bir aradan sonra,Mustafa iyice sıkılmıştı.Bilgisayarını kapatmadan önce son bir siteye daha baktı.Aradığı bilgileri bulmuştu.Mustafa,bir işte çok uzun araştırmayı sevmez,sadece o işi yapmasını severdi.Tam tahmin ettiği gibiydi.

Bilgilerini ve adresini öğrendikten sonra arabasıyla yola koyuldu.Akşam oluyordu.İçeriye girdi.Kimi aradığını gayet iyi biliyordu.Bir kadının yanına yaklaştı.Kadın,Mustafa yaklaşınca;
“İyi bir para karşılığı senin olabilirim,yakışıklı.” Dedi.
“Ben seninle olmak için gelmedim.Ben…”
“Peki buraya neden geldin?Buraya neden gelindiğini biliyorsundur herhalde…” kadının yüzünde para alamamasının kızgınlığı ve alay vardı.
Kadın bunları söyledikten sonra;
“Seninle dışarı çıkmamız gerek.”
“Nedenmiş o? Burası daha iyi değil mi?”
“Ölmek istemiyorsan yürü!”
Kadın bu lafı duyduktan sonra,tereddütsüz bir şekilde dışarı çıktı.Çünkü birden ürkmüştü.
”Şimdi bana birkaç şey söyleyeceksin.” Dedi Mustafa.
“T…Tamam,sor.” Kadın ürkerek cevap veriyordu.
“Eminim ki sen her gün birileriyle yatıyorsun.”
“E,tabii ki de.Bu benim işim…” dedi kadın.Normalde bu sorunun yanıtını gülerek cevap verirdi,ama karşısındaki adam hiçte öyle tiplerden değildi.
“O zaman devlet başkanlarıyla falanda ilişkin olmalı,değil mi?” Mustafa yavaş yavaş,amacına ulaşmaya çalışıyordu.
“Evet.Birkaç kere Amerika başkanıyla yattım.Ve bazı önemli kişilerle.Ama peki bunlar seni neden ilgilendiriyor ki?” Kadın son cümlesini biraz daha korkusuzca söylemişti.Çünkü Mustafa’nın kendisinden bilgi almaya çalışacağını anlamıştı.
“Bu seni hiç ilgilendirmez.Amerika başkanı ne sıklıkla gelir buralara?”
“Aslında önceden,neredeyse her gün,geliyordu.Ama bu aralar 3 günde veya 2 günde bir kere geliyor.”
Bu cevabı duyan Mustafa gülmeye başlamıştı.İşte tamda istediği şeydi bu.
“Tamam” dedi Mustafa ve şöyle devam etti,”Senden bir şey isteyecem!”
Kadın Mustafa’nın bu sert sesine karşı,ne derse yapabilirdi.
“Amerika başkanıyla yatacaksın.Ve ondan bilgi almaya çalışacaksın.Para karşılığı tabii…”
Kadın parayı duyduğu an,mutluluktan havalara uçacaktı.
“Pe…Peki efendim.Haddim değil ama,ne kadar vereceksiniz?”
“Sen günlük ne kadar kazanıyorsun?”
“2000 dolar efendim…”
“O zaman sana 4000 dolar verecem.”
Kadın şimdi daha bir sevinmişti.2 günlük parasını,bu adam,sadece bir kere birlikte olma karşılığında verecekti.
“Teşekkürler efendim…”
“Ama karşılığında bir şey daha istiyorum…”
“Nedir?”
“Sen demiştin ya,ne zaman geleceği belli olmaz,işte o adamın bugün burada olmasını istiyorum.” Kadının yüzü birden düştü.Ama sonra tekrar gülmeye başladı.
“Tamam efendim,halledebilirim.”
“Zaten halledemezsen,ben seni halledecem,merak etme!”
Bu sözden sonra kadın,işin ciddiyetini anlamıştı.Amerikan vatandaşı olmasına karşılık,o,vatandaşlığı pek önemsemiyordu.Önemli olan yaşamak ve para kazanmaktı.Vatan,vatandaşlık onun için boş kavramlardı.Bunun,savaşın kaderini değiştireceğini bilseydi,belki başkanla yatmayabilirdi.Ama nereden bilebilirdi ki?Dünyadan haberi yoktu.Tüm günleri burada geçiyordu…

MAVİGÖLGE
11-02-2010, 16:56
“Eminim ki sen her gün birileriyle yatıyorsun.”
“E,tabii ki de.Bu benim işim…” dedi kadın.Normalde bu sorunun yanıtını gülerek cevap verirdi,ama karşısındaki adam hiçte öyle tiplerden değildi.
“O zaman devlet başkanlarıyla falanda ilişkin olmalı,değil mi?” Mustafa yavaş yavaş,amacına ulaşmaya çalışıyordu.
“Evet.Birkaç kere Amerika başkanıyla yattım.Ve bazı önemli kişilerle.Ama peki bunlar seni neden ilgilendiriyor ki?” Kadın son cümlesini biraz daha korkusuzca söylemişti.Çünkü Mustafa’nın kendisinden bilgi almaya çalışacağını anlamıştı.
“Bu seni hiç ilgilendirmez.Amerika başkanı ne sıklıkla gelir buralara?”
“Aslında önceden,neredeyse her gün,geliyordu.Ama bu aralar 3 günde veya 2 günde bir kere geliyor.”
Bu cevabı duyan Mustafa gülmeye başlamıştı.İşte tamda istediği şeydi bu.
“Tamam” dedi Mustafa ve şöyle devam etti,”Senden bir şey isteyecem!”
Kadın Mustafa’nın bu sert sesine karşı,ne derse yapabilirdi.
“Amerika başkanıyla yatacaksın.Ve ondan bilgi almaya çalışacaksın.Para karşılığı tabii…”



Metal Fırtına 2 de galiba, Mert de aynı şekilde böyle bilgi amaçlı hayat kadınıyla anlaşıyordu.İleride de birbirlerinden hoşlanıyorlardı.:)

Mustafa da ileride hoşlanmasın bu kadından..:D

Güzel..Devam...

LaST-KiNG
11-02-2010, 17:00
Metal Fırtına 2 de galiba, Mert de aynı şekilde böyle bilgi amaçlı hayat kadınıyla anlaşıyordu.İleride de birbirlerinden hoşlanıyorlardı.:)

Mustafa da ileride hoşlanmasın bu kadından..:D

Güzel..Devam...

İnşallah hoşlanmaz.. :D:eek:

Sonra Parası falan kalmazda...:eek::D

Teşekkürler...

Hayal_
13-02-2010, 19:42
Amerikanın başkanı Obama olduğu sürece böyle bişey olmaz...

Emin misin oda bir Amerikan başkanı.Ülke toprağını genişletmek isteyebilir.

LaST-KiNG
15-02-2010, 17:06
Mustafa işini hallettikten sonra,Hakan’ı aradı.
“Hakan,iş tamamdır…”
“Anlaşıldı Mustafa,yine aynı şekil mi?” dedi gülerek.
“Evet,bu geceye bir randevu ayarlamasını söyledim…” dedi Mustafa,gülerek…
Hakan yüzünde bir tebessümle telefonu kapattı.Artık işleri çok kolay olacaktı.

Yer:Hakkari

Hakkari çok soğuktu.Her taraf karlarla kaplıydı.Şu anda Hakkari’de Amerikan ve İsrail askerleri vardı.Türkiye’yi tamamen yok ettikleri zaman,halkı buralara yerleştireceklerdi.Böylelikle Anadolu,hem Amerikan,hem de İsrail halkı olacaktı.Ama tabii bunu yapmanın zorluğunu biliyordu,herkes.Herkes ne kadar zor olacağını bilse dahi,yine de bunu düşünmek istemiyorlardı.Aslında,Hakkari’yi almadan önce,daha bir korkuyorlardı.Ama Hakkari’yi almaya çalışırken Türklerin savunması,onlara biraz güç vermişti.Böylelikle,zor olacağını daha az düşünüyorlardı…

Bir asker koşarak komutana doğru geliyordu.Yüzünde korku ve endişe vardı.Terlemişti.Hem de bu soğuk havada…

“Komutanım,Van’a doğru giden uçaklarımız düşürüldü.”
“Ne olmuş asker?Zaten içinde kimse yoktu,ve böyle bir şeyi zaten biz de bekliyorduk…”
“Ama efendim,uçaklar vurularak düşürülmemiş…”
“Hmm.Sinyal karıştırıcılardan dolayı olması,zaten mümkün değil.Bizim uçaklarımızı,karıştırıcıyla kimse halledemez…” komutan düşüncelere dalmıştı.Asker sanki bir şey söyleyecek gibi komutana bakıyordu,ama komutanın yüz ifadelerine baktıkça korkuyordu.Çünkü ne zaman komutan düşünceye dalsa,ona bir şey söylendiğinde çok sinirlenirdi.Asker çekinerek;
“Efendim…Türklerde böyle bir teknoloji olmadığı kesin ama…” asker yutkundu.Korkarak devam etti:”Ama,Türklere dışarıdan bir yardım gelmiş olabilir.Veya hala geliyordur…” Asker sözünü tamamladığında rahatladı.Komutanın yüzündeki ifade hala değişmemişti.Belki de komutanı kendisini dinlememişti,ama komutan karşısındaki kişiye asla saygısızlık etmeyerek,onu dinlerdi.Birkaç dakika boyunca komutan öylece,hiçbir şey söylemeden bekledi.Asker de boynunu bükmüş düşünüyordu.
“Asker…Biz bu savaşa girdik.Ve ölene kadar da savaşacağız.Türklerin böyle bir şeye gücü yetmez.Bunu bildiririm…” dedi ve askere gitmesini söyledi.
Aslında söyledikleriyle düşündükleri birbiriyle uyuşmuyordu.O,şimdi bu aptal yerde,aptal İsrail askerleriyle birlikte olmamalıydı.Hem de bir hiç uğruna…Hiç uğruna diye düşünüyordu.Çünkü iki seçenek vardı.Ya savaşı kazanırken ölecek,ya da savaşı kaybedecekti.Böyle düşünüyordu.Çünkü tüm belalar,bu adamı buluyordu…

Aslında buralardan gitmeyi de çok istiyordu.Hayatında ilk defa bu kadar dağlık bölgeler ve dağların üstünde ilk defa bu kadar kar görüyordu.”Bu lanet olası yerde donup gideceğiz,hepimiz…” diye söylendi.

Düşünmeye devam ediyordu.Aklına bazı ihtimaller geliyordu.Ama bunlara inanmak istemiyordu.Üç seçenek vardı.Ya İran Türkiye’yle birlik,ya Rusya,ya da diğer Türk devletleri,Türkiye’ye yardım edecekler.Diğer Türk devletlerinde de böyle bir teknoloji olmadığını bildiği için,geriye iki seçenek kalıyordu,İran veya Rusya…

Durumu genelkurmaya iletti.
“Efendim,uçaklarımız düşürüldü…Hem de uçaklar vurulmadan düşürülmüş…”
Genelkurmay,komutanın dediklerini anladıktan sonra,komutanın ne demek istediğini anladı.
“Anlaşıldı komutan.Bu durumu düzeltmeye çalışırım…”
“Bu lanet olası yerde tüm askerlerimizle birlikte donacağız,ve sen kalkmış bana düzeltmeye çalışırım diyorsun…”
Genelkurmayın bu durumlarda yapacağı belliydi.Ama orada ki askerlerin psikolojisini biliyordu.Hem de çok iyi.Bu yüzden kızmayarak:
“Peki komutan,incelerim.Sizin bu konu hakkında düşünceleriniz varsa,onları da almak isterim…”
“İran ve Rusya…” dedi komutan.Genelkurmay,komutanın ne demek istediğini çok iyi anlamıştı.Aslında bu savaşa o da girmek istemiyordu.Fakat bu salak adam,İsrail’e yardım edeceğiz dedi.Peki bizim kazancımız ne olacak? Diye düşünüyordu,genelkurmay.Askerlerini orada boşu boşuna öldürtmek bir başkanın yapabileceği en aptal hareketlerden birisiydi.Üstelik kendisinin yaptığı tek şey,aşağılık birkaç kadınla buluşmak ya da içki içmek.Genelkurmay bunları düşündükçe daha da sinirlendi.Ve bu konu hakkında neler yapabileceğini düşünmeye başladı.”Komutan bana,İran veya Rusya dedi…” ve o anda kan beynine sıçradı.Çok korkunç bir ihtimal vardı.Olabilecek en kötüsü sayılabilirdi.”Ya hem İran,hem de Rusya,Türkiye’nin tarafına geçtiyse?” diye düşündü.Çok pis bir batağın içine düştüklerini düşündü.Ve korktu…

LaST-KiNG
15-02-2010, 17:09
Yeni Bölüm Eklenmiştir.Keyifle okumanızı diler,o güzel yorumlarınızı beklerim... :)

LaST-KiNG
07-04-2010, 17:18
Uzuun bir aradan sonra,tekrar karşınızda...

Yer:Amerika
…02.00 Suları…

Mustafa’nın hazırladığı plan,birazdan hayata geçirilecekti.Ve belki de,savaşın kaderini değiştirecekti.Kadın korkuyla ve sabırsızlıkla bekliyordu başkanı.İlk defa böyle duygular içerisindeydi.Vatanını sattığını düşünüyordu ama vatandan daha önemli şeyler vardı.Örneğin para…Evet sadece para…Onun dışındaysa,hayat boştu zaten.Çocukmuş,aileymiş…Hiç önemi yoktu…

Mustafa,her ihtimale karşılık oraya yakın bir kafede oturuyordu.Görev başarıyla tamamlandığı zamanda,kadından bilgileri almayı planlıyordu.Evet,her şey bu basit plana bağlıydı.Kesin bir zafer kazandırmasa bile,savaşın seyrini büyük ölçüde değiştirebilecek nitelikteydi.

Mustafa sandalyelerden birine oturmuş gazete okuyordu.O anda karşıya bir arabanın durduğunu gördü.Başkanın arabasına benzer bir hali yoktu.Eski model bir kamyonetti sadece…Ama beklediği gibi olmadı.İçinden başkan çıktı…

“Seni adi pislik ! “ dedi sırıtarak.Dikkat çekmemek için böyle gelmişti.Elinde olsa,onu oracıkta öldürürdü.Ama bu kimsenin işine yaramazdı.Özellikle de kendisi için…

Kadın heyecanla bekliyordu hâlâ.Başkan her zamanki odaya doğru yöneldi.Küçük bir yerdi,loş ışıklar vardı etrafta.Kadının gözleri parladı.Ve,

“Bende seni bekliyordum.Hayatım…” dedi başkana.Başkanın gözleri yerinden çıkacak gibiydi.Sarhoş olmuştu adeta.Kadının güzelliği karşısında…

Başkan hiçbir şey söylemedi.Ve …

Mustafa kararsızlıklar içindeydi.Bu adam böyle bir tuzağa nasıl düşebilirdi ki?Aptalca geliyordu.Savaş sırasında biriyle birlikte olmak.Belki de sıkıntılarından kurtulmak için yapmıştı.Veya kadın,aklını başından aldığı için.

“Aaah…Bunlar beni neden ilgilendiriyor ki sanki ?” diye kızdı kendine.Asıl önemli olan kadının işi halledip halletmediğiydi.İçinden bir ses işin hallolduğunu söylüyordu ama yine de merak ediyordu.Bu “içindeki ses” onun başına iş açabiliyordu çünkü.

Zaman geçmek bilmiyordu.Saatine baktı.3.45’i gösteriyordu.Bu adam bu kadar saattir içeride ne yapıyordu ki?Aklına bu soru geldikten sonra kendi kendine güldü.Yaklaşık bi’ 5 dk daha bekledikten sonra içeriden çıktı başkan.Kamyonetin gitmesini bekledi ve yavaş adımlarla karşıya doğru yürümeye başladı.

“Umarım bu f**işe işini iyi yapmıştır…” dedi ve sırıtarak yürümeye devam etti.İçeriye girdiğinde hemen karşısında kadını gördü.

“Ne yaptın ?”
“Sence ne yapabilirim ?”
“Benimle düzgün konuşmayı öğrenemedin galiba !”
“Tamam…” kadın duraksadı…
“Hadi anlatsana !”
“Burada olmaz…” dedi kadın.
“Yürü dışarı ! “

Mustafa ve kadın dışarıya çıktılar…Kadın şöyle dedi :
“Ülken için hiç iyi haberlerim yok…” öksürüyordu.
“Hadi artık !”
“Amerikalılar,Romanya ve Bulgaristan’ı kullanacaklar.Ayrıca Yunanistan’ı da unutmamak lâzım.Bulgaristan ve Romanya tarafından Karadeniz’e gemi indirecekler.Aslında Ukrayna’yı da kullanacaklarmış.Ama Rusya,buna izin vermiyor.Yunanistan’dan ise,Akdeniz ve Ege Denizi’ni saracaklar.Böylece,asıl saldırı başlamış olacak…”

Kan Mustafa’nın beynine hücum etti.Birkaç dakika böylece bekledi.Kadın çekinerek,


“Efendim,görevi başarıyla yerine getirdim.Para mı alabilir miyim?”

Mustafa’nın hiç niyeti yoktu…

“Sen…” dedi. “Sen çok şey biliyorsun…Yaşamaman lâzım…” dedi.Ve kadını oracıkta öldürdü.Kadın öldü,ama bilgiler çok işe yarayacaktı…

kocaslar
07-04-2010, 22:40
mustafa işini çok iyi yapıyor çok şey biliyor diye kadını öldürüyor süper tam polat bu mustafa amca :.))))

onurlu
08-04-2010, 19:33
Güzel olmuş.Böyle bişe gerçek değil dimi ???

tabi ki de gerçek... Biz zaten Amerika'nın sömürgesi haline gelmişiz daha ne gerçeği kalacak? Siyaset yaptırtmayın şimdi...

Bu arada hikaye güzel, sanırım Kurtlar Vadisi Pusudan esinlenmişsiniz, ordakiler de gerçek.

prisoner
08-04-2010, 21:25
süper. . . . . .

LaST-KiNG
12-04-2010, 16:23
Yer : Amerika / Ankara
…Mustafa – Hakan , Telefon Görüşmesi…

Mustafa hemen Hakan’ı aradı.Ona anlatacak çok şey vardı.

-Efendim Mustafa,ne oldu ?
-Hakan,işi hallettim.
-Gerçekten mi?
-Evet,her zamanki yöntemle.Ve bu kez daha az zor oldu.
-Peki,anlat bakalım.
-Hakan,buradan anlatamam.Telefonlar dinleniyor olabilir.Bilirsin,ben internette daha iyiyimdir.Oradan anlatayım.Emin ol,kimse bir şey çalamaz…
-Tamam Mustafa,eve gidince internetten her şeyi anlatırsın…

Mustafa hemen bir taksiye atladı ve eve doğru yol almaya başladı.Her geçen dakika aleyhine,doğrusu Türkiye’nin aleyhine işliyordu.Ne kadar çabuk önlem alınabilirse o kadar iyi olurdu.Giderek sıkılmaya başlamıştı.

“Hey sen! Arabayı daha hızlı kullan!”
“Kendimi camdan atmamı da ister misin ?!?” anlaşılan taksici sinirliydi.Ama yanlış adama,yanlış yerde,yanlış konuşmuştu…
“Yaa! Demek öyle! 5 dk içinde dediğim yerde olmazsak,beynini dağıtırım…” Mustafa silahını okşuyordu.
“Tamam seni serseri! Git belânı başkasından bul!” dedi taksici.Mustafa,taksicinin kaşınmaya başladığını düşünüyordu.Ama sustu…

Birkaç dakika sonra Mustafa eve geldi.Hemen koşup,her zaman açık olan bilgisayarının başına geçti.Ve aynı zamanda Hakanla iletişime…

-Merhaba Hakan…
-Merhaba Mustafa.Lafı uzatmadan direk konuya gir.Sabırsızlanıyorum…
-Tamam Hakan. Dedi ve uzun uzun anlattu Mustafa.Hakan’ın sinirden gözleri dolmuştu.Birden üzerinde büyük bir yük hissetti.Bu bilgiler,savaşın kaderini değiştirebilecek boyuttaydı.Konuşma yaklaşık 1 saat sürdü.Normalde elde edilen bilgileri anlatmak bu kadar sürmezdi.Ama işin içine yorumlar,sinirlenmeler vs.ler girince bayağı uzadı konuşma.

-Peki Mustafa.Çok iyi iş başarmışsın.Tebrik ediyorum…
-Teşekkürler Hakan.
-Mustafa,sana orada ihtiyacımız olabilir.Sakın ülkeye dönmeyi düşünme.
-Anladım Hakan.Zaten oraya dönersem…Neyse,benim sinirimi bilirsin sen.
-Evet bilirim,hem de çok iyi.Hadi,kapatıyorum.Bu bilgileri ulaştırmam gerek.

Yer : Şırnak
Saat : 03.00

Amerikan askerleri,bazı bilgiler almışlardı.Türkiye’ye uygulayacakları plan,bir anda suya düşmüştü.Başkanın sayesinde…Ve bunu onlar biliyorlardı.Mustafa’nın öldürdüğü kadın,başkana her şeyi anlatmıştı.Çünkü başkan o gece kadından şüphelenmiş,bu yüzden daha dikkatli olmaya çalışmıştı.Ama böyle olması daha iyi olmuştu.Çünkü Türkler,ilk başta denizden bir saldırı alacaklarını sanarken,Amerikan ve İsrail askerleri Şırnak’a varmışlardı bile.Ayrıca Karadeniz’e gemilerle girmelerine gerekte yoktu zaten.Orası için,çok daha güzel planlar vardı…

Gökyüzü bulutluydu.Etraf karanlıktı ve yağmur yağıyordu.Yaklaşık 1 tümen asker vardı.Ve bu askerleri yaklaşık 200 tankta,bu askerlerle birlikteydi.İhtiyaç duyulduğunda hava desteği de mevcuttu.Bu, 1 tümen askerin hepsi yerine bir kısmı gönderilmişti.Diğerleri de,başka yerlere saldırı için harekete geçiyorlardı.Zaten asker gücüne pek ihtiyaç olmayacaktı.Her saldırı grubunda yüzlerce tank vardı.Ve bu tanklara görüldüğü halde vurulmamak,imkânsıza yakın bir olasılıktaydı.

-Arkadaşlar birazdan çatışmaya gireceğiz.Düşman çok kalabalık.Yüzlerce tankı var.İçinizde umut olmadığını biliyorum.Fakat bizim şu anda yaşamamızı sağlayan atalarımıza lâyık şekilde savaşmalıyız.Onların mirasçısı olarak bu ülkeyi korumalıyız.Bu savaştan ya kârlı,ya da zararlı çıkacağız.Eğer Türkiye’de ki savaşı kazanırsak,dünyaya yeniden adaleti getirmek için yayılmamızı kimse engelleyemez.Aksi takdirdeyse,ülkemiz yok olur.Ama Türkler yok olmaz,Kıyamet Günü’ne kadar...” Konuşan,komutan Fatih’ti.Adına yakışır birisiydi.Ve şimdi de öyle olmak istiyordu.Türk askerleri Şırnak’ta,yaklaşık 500 kadar kişiydiler.Karşılarındaysa 1500 asker ve yüzlerce tank vardı.Savaşı kazanma olasılığı yoktu.Ama bu 500 Türk askerinin hepsi de “bordo bereliydi.”Türklerin elit askerleri.Aynı zamanda da dünyanın en iyi askerleri …

Ve tankların gürültülü sesleri duyulmaya başlamıştı.Birazdan büyük bir kıyamet kopacak ve ortalık kan gölüne dönecekti…

cimbomagd
12-04-2010, 19:19
Gerçekten harika olmuş, ellerine sağlık. Devamını 4 gözle bekliyorum.:)

kalmera
16-04-2010, 09:16
hadi devam devam

NumeanoR
20-06-2010, 12:44
Devam Dostum :)
VaLLahi Süpersin ELLerine sağLık...:cool:

EcHeLoND
20-06-2010, 15:57
Yakışır yazarıma.

quiet storm
24-06-2010, 15:52
kendimi metal fırtınanın bir serisini okuyormuş gibi hissettim gerçekten harikaydı

EcHeLoND
24-06-2010, 19:39
Evet bende Metal Fırtınayı okumuşum bir ara.Zamanını unuttum :D

Yine tebrikler yine tebrikler.

LaST-KiNG
31-07-2010, 19:54
Yer : Şırnak
Saat : 3.30

Türk askeri yerinde sabırsız, ve korkusuzca bekliyordu. İçlerinde, en yoğun duygularla birlikte savaşacaklardı. Karşılarına çıkan her ne olursa olsun, kanlarının son damlasına kadar, bu vatan için, tek bilek olarak mücadele edeceklerdi. Buna yemin etmişlerdi …

Her ne kadar hepsi korkusuz ve elit askerler olsa da, yine de karşılarındaki düşman hafife alınacak bir düşman değildi. Onlar, acımasız,cani ve vahşiydiler. Hiç kimseye acımazlardı. Ve bu yüzden, Türk askeri de onlara acımayacaktı.Hakkari’den sonra Şırnak’ta elden giderse, o zaman işler daha da karışırdı.

Tankların gürültüleri iyice yaklaşmış, fakat henüz bir ateş sesi duyulmamıştı. Amerikan askerlerine korku hâkimdi. Her ne kadar tanklarla ve anında yetişebilecek hava ordusuyla destekli olsalar da, karşılarındaki kişiler Türklerdi. Yaklaşık yarım saattir Şırnak topraklarında ilerliyorlardı fakat en ufak bir saldırıya maruz kalmamışlardı. Bu çok şaşırtıcıydı ve zaman geçtikçe hâlâ kendilerine tek bir kurşun bile gelmemesi onları daha da ürpertiyordu … Çok kalabalıktılar ve birlikte hareket ediyorlardı. Yani 1500 askerin arasına bir bomba düşse, en azından 20 tanesi ölecek kadar sık gidiyorlardı ki, bu savaşı Türkler’in lehine çevirebilirdi.

Zaman geçtikçe hâlâ bir şey olmuyordu. Bunun üzerine Amerikan askerleri kendi aralarında dalga geçmeye başlamışlardı. O anda bir şimşek çaktı ve yağmur yağmaya başladı. Çok hızlı yağıyordu. İçlerinden birisi şöyle dedi :

“Stupid Turks !” (Gerizekâlı Türkler !)

ve ardından diğerleri kahkaha patlattılar.

O kahkahaların ardından,birden o gülen adamın alnına bir mermi girdi. Amerikan askerleri hemen yere yattı. Arkadaşlarından biri öldürülmüştü ve en ufak bir iz yoktu. Ardından bir asker daha vuruldu. Ve bir tane daha …

Amerikan askerleri elektrik şoku yemiş gibiydi. Birbirlerine sersemlemiş şekilde bakıyorlardı. Ordunun başındaki kişi, Komutan Arthur karşılarında Türkler’in elit ordularının olduğunu anlamış, ve tankların arasına saklanmış vaziyette ilerliyordu … Kendisini emniyete aldığını düşündükten sonra bağırdı :


“Tanks ! Ready to fire ! (Tanklar,ateşe hazır olun !) “

dedi ve tüm tanklar dağlara doğru nişan aldılar. Ardından Komutan Arthur bağırdı:

“Open the fire ! (Ateş açın !)”

Tanklar hiç durmadan mermilerini dağlara kusuyordu fakat olan hiçbir şey yoktu. Tanklar ateş ederken tek bir mermi bile gelmemişti.Arthur, ateşin durdurulmasını emretti ve etrafı seyre daldı. Kötü bir şeyin kokusunu alıyordu …

- Ses yapmadan gidin.Çabuk, çabuk yere yatın. Onları burada haklamalıyız …

Bu konuşan,komutan Fatih’ti. Tankların ateşinden önce askerleri gizlice düşmanın arka tarafına geçirmişti. Arka tarafa bakan tek bir tank bile yoktu. Fırsattan istifade ederek onlara büyük zayiat verebilirlerdi fakat birkaç mermiden sonra onları fark etmeleri uzun sürmeyecekti.

Komutan Arthur sinirlenmişti. Bunun üzerine uçakların gelip bölgeye göz atması için çağrı yollayacaktı ki, birden göğsüne bir mermi isabet etti. Bu merminin arkalarından geldiğini anlayan Arthur bağırdı :

“Gafil avlandık. Arkamızdalar ! Yere yatın !”

dedi ve karşı dağdaki Türk askeri mermileri düşmanın üzerine boşaltmaya başladı. Tanklar geriye dönüp onlara hedef alana kadar karşı taraftan hiç karşılık gelmiyordu. Tankların ateş edeceğini bilen Komutan Fatih, askerleri yan yana değil, ayrı şekilde yerleştirmişti. Böylelikle kayıpları daha aza indirmiş olacaktı.

Olan oldu ve tüm tanklar geriye doğru döndü. Askerlerse tankların arkasına geçti ve tanklar tepelere ateş etmeye başladı. Kafasını çıkaran olursa öldürecek derecede ateş ediyorlardı tanklar. Türk askerinin başı belaya girmişti. 500 bordo bereli, dağların üstünde siper almış bir şekilde duruyordu.Ve durmadan dua ediyorlardı.

Komutan Arthur düşünceliydi. O askerleri tanklarla bu mesafeden temizleyemeyeceklerini biliyordu. Anlaşılan, hava desteğine ihtiyaç vardı. Bunun üzerine F-15’lerin kalkması için emir verdi …

TogaX
31-07-2010, 19:59
Vaaay,güzel uplama patron.

Bölüm de güzel,helal olsun.Zamanım olmadığı için ara ara atladım ama atladığım yerleri tahmin edebiliyorum.
Ugun bir zamanda daha ayrıntılı okurum demek isterdim ama yapamam.Hikaye yazmayı seven ama okumayı sevmeyen insanlardanım.

Yine de devam et.

NumeanoR
31-07-2010, 20:36
huuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu devam dostum :D süpersin :D

LaST-KiNG
01-08-2010, 22:47
Komutan Arthur’un emriyle 20 F-15 havalandı. Hepsi de yeniden tasarlanmış, ek silahlar yerleştirilmiş, çok hızlı uçaklardı. 5 dakika içerisinde savaş bölgesinde olacaklarını söylemişlerdi. Yani Türk askerlerinin,sadece 5 dakikası daha kalmıştı …

Arthur,askerlere emirler yağdırıyor, tanklar ateşi hiç kesmiyorlardı. 1500 kişilik ve yüzlerce tanktan oluşan bir orduyu yönetmek pek kolay değildi. Fakat, vermesi gerekenden çok daha fazla zayiat vermişti bu gece. Muhtemelen, başkandan fırça yiyecekti …

Türk askeri tepelerin arkasında çaresiz bir bekleyişle bekliyordu.Askerlerden birisi komutan Fatih’e yaklaştı ve şöyle dedi :

- Komutanım,biraz önce şu Amerikan komutanlarından birisinin telsiz görüşmesini dinledik.Sesi titriyordu.Nefesi çok hızlı alıp veriyordu. Ve anladığımıza göre, birazdan uçaklarla burayı mahvedecekler …

Komutan Fatih beyninden vurulmuşa döndü.Böyle bir şey bekliyordu fakat, düşündüğünden daha zor olacak gibiydi her şey. 500 elit asker, burada yok olacaktı. “Keşke biraz daha güçlü olsaydık …” diye iç geçirdi Fatih. Saatine baktı,3 dakika içerisinde burada olacaklarını biliyordu.Hemen askerlere emretti :

- Herkes tepelerin arkasına dağılsın. Daire içine alıp hücuma geçeceğiz. Birazdan, hepimiz burayı kanlarımızla boyayacağız.Birazdan, bu aziz vatanımız için canımızı fedâ edeceğiz. Ve birazdan, o büyük mertebeye ulaşacağız.

Bordo bereliler,her zamanki soğuk kanlılıklarıyla emirleri yerine getirmek için alanı çembere aldılar.Böylelikle daha fazla zarar verebilirlerdi. Komutanının o konuşmasına rağmen askerler tıpkı zaten o anı bekliyormuşçasına hiç tepki vermediler. Ve yerlerine dağılmadan önce birbirleriyle helalleşip koşarak tepelerin arkasından siper aldılar. Onlar, böyle günler için yetiştirilmişlerdi nede olsa …

Komutan Fatih bağırdı :

- Ateş açın ve sakın ben emir vermeden hücuma kalkmayın !

Komutan Fatih iyi bir plan üretmişti. Şimdilik uçaklar gelene kadar askerler yerinde kalıp savaşacaklar ve, uçaklar geldiğinde düşmanın üstüne doğru dağlardan koşarak ateş açacaklardı. Böylelikle, en azından, uçaklar kendilerini vursalar bile düşman askerlerine zarar verebilirdi. Yani, uçakların ateşinden kurtularak daha fazla zarar vermeyi planlıyordu …

Komutan Fatih, uzaktan sesler duymaya başladı. Beklenen an gelmişti. Her tarafından terler akıyordu. Birazdan, ölecekti. İçi huzurla dolmuştu. Ama, 5 dakika içerisinde öleceğini bilmek, yine de kötü bir durumdu.Gözlerini kapayıp açtı. Yüzündeki terini sildi ve bağırdı :

- Hücum askerlerim ! Gazanız mübarek olsun !

“Bismillah” diyerek koşmaya başladı düşmanın üstüne.Tepenin üstünden öyle bir iniyordu ki Türk askeri, düşmanın içi titremişti. Tüyleri diken diken olmuştu hepsininde. Böyle bir şeyi kimse beklemiyordu.

Askerler koşarak ilerliyorlardı fakat birçoğu şimdiden şehit düşmüştü bile. Tepeler kan kırmızı olmuştu. Yine bu vatan için binlerce can feda edilecekti … Aslında karşılarındaki düşmanın askeri araçlarının fazlalığından üstün durumdaydılar. Tabi, orduları da çok fazlaydı. Yoksa bu korkak herifler, daha karşılarında duran bir şişeyi bile vurmakta zorluk çekerlerdi …

Komutan Fatih dizinden yaralanmıştı. Yukarıda F-15’lerin göğü yarıp geçen uçuşunu gördü. Çok kan kaybediyordu fakat birkaç kişi daha vurmadan gitmeye hiç niyeti yoktu. Silahı elinde ateş ediyordu. Birden gözleri kararır gibi oldu. Öldüğünü sandı. Kendini bir yokladı. Galiba şehit oluyordu. Gülümsedi. Ve o anda vızıldayarak gelen bir mermi, Komutan Fatih’in alnının ortasına girerek şehit düşürdü.

Amerikan askerleri çok fazla kayıp vermişlerdi. Fakat,Türk askerinin tüm çabalarına rağmen bir toprak daha kaybedilmişti : Şırnak …

NumeanoR
01-08-2010, 22:48
anaaaaa tam mesaj attım hikayeyi koymuşun http://img46.imageshack.us/img46/9177/psikopatafro.pnghttp://img46.imageshack.us/img46/9177/psikopatafro.pnghttp://img46.imageshack.us/img46/9177/psikopatafro.pnghttp://img46.imageshack.us/img46/9177/psikopatafro.pnghttp://img46.imageshack.us/img46/9177/psikopatafro.pnghttp://img46.imageshack.us/img46/9177/psikopatafro.png

devam et süpersin...

LaST-KiNG
04-08-2010, 02:34
Saat : 08.00

Hakan’ın gözüne sabaha kadar uyku girmemişti. Ellerindeki bilgiler çok değerliydi ve bunu en iyi şekilde nasıl kullanacaklarını düşünüyordu. Ellerinde Amerika’nın yapacağı plan olsa da, yine de içinde bir sıkıntı vardı … Sabaha kadar kendine kahve yaparak ayakta kalmıştı. Kahvenin yetersiz olduğu anlardaysa, çalar saatini 10 dakika kurarak kısa kısa uyumuştu. Çünkü, plandaki yerlerden gemilerin nereden indirilebileceğini saptamaya çalışıyordu. Eğer, bunu başarırsa belki de ellerine büyük bir koz geçebilirdi.

Sıkıntıyla ve hafiften umutla televizyonu açtı. İçindeki kötü his hâlâ yok olmamıştı. Ve kanallarda da hiçbir şey yoktu.Her zamanki kadın programları dışında …

“İnsanların sabahın köründe yapacak daha önemli işleri olamaz mı ?” diye sordu Hakan,biraz da sinirli bir ses tonuyla. Tam sıkıntıdan televizyonu kapatacaktı ki o anda karşısına bir “Son Dakika” haberi çıktı.

“Bu kadar önemli (!) bir programı sıradan (!) bir son dakika haberiyle kestiklerine göre, bu haber pekte sıradan olmayabilir.” Dedi kendi kendine. Sanki, sabahtan beri hissettiği kötü duygunun, birazdan kendisini göstereceğini duyumsadı. Televizyona dikkat kesilerek izlemeye başladı :

“ Evet sayın seyirciler. Dün gece saat 3 itibariyle Şırnak’ta çatışmaya giren 500 bordo bereli asker, Amerikan güçleri tarafından bozguna uğratıldı.Tanklarla ve ağır silahlarla gelen Amerikan ordusundaysa ağır kayıplar var. Her türlü çabaya rağmen şehit düşen 500 askerden sonra, Şırnak’ı da maalesef kaybettik … Birazdan, konunun uzmanıyla görüşeceğiz. Bizden ayrılmayın …”

Hakan’ın bedeni kaskatı kesilmişti … Elindeki bardağı avucunun içinde parçalamıştı ve gözünden iki damla yaş akıyordu. Bu haberin gerçek olduğuna inanmak mümkün değildi. Vücudunda büyük bir adrenalin patlaması yaşanmıştı ve gözleri yerlerinden çıkacak gibiydi. Kısa sürede çok fazla terlemeye başlamıştı. Sanki biri ona dokunduğu anda, patlayacak bir bomba gibi duruyordu.

Elinde olmadan kanalları gezmeye başladı. Çünkü böyle bir şey olamazdı. Olmamalıydı …

- Dün gece saat 3 itibariyle çıkan çatışmada …
- Başımız sağolsun …
- 500 asker şehit …
- Anaların gözü yaşlı …
- Türkiye kan ağlıyor …

Tam kapatacaktı ki televizyonu, birden bir konuşma dikkatini çekti. Bir tartışmacı ve bir spiker, güler yüzlü bir ifadeyle konuşuyorlardı. Durdu ve dinlemeye başladı :

- Bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz sayın Bay Timur ?
- Sizin de dediğiniz gibi,yaptıklarımız çok yanlış. Eğer Amerika’ya katılsaydık daha iyi bir yönetim altına gireceğimize hiç kuşku yok. Bize her türlü şeyi verecekler. Paralarımızı istediğimiz kadar harcayıp tıka basa yiyeceğiz. Sokakta aç kimse kalmayacak. Düşünün bir kere, kafanız estiğinde tatile gitmeyi istemez misiniz ? Ya da sürekli gelişen teknoloji harikalarını, ilk sizin kullanmanızı ?
- Haklısınız Bay Timur. Amerika’ya teslim olarak daha iyi bir sonuç elde edebiliriz. Bu savaş bizim kaderimiz olmamalı. Eğer savaşa devam edersek kaybederiz, daha çok kayıp veririz. En kısa zamanda bu durumu …

Hakan biraz önceki şokun üstüne atlattığı bu şok, vücudunda müthiş bir enerji yaratmıştı. Anında her şeyi parçalayabilecek kadar güçlü hissediyordu kendini. Dişlerini sıkıyordu. Çatlamak üzereydiler … Tamamen ağır silahlarla donatılmış bir ordunun arasına tek başına dalabilecek kadar güçlü hissediyordu,artık kendini …

****

Yer : Azerbaycan/Bakü

- Artık harekete geçmemizin zamanı geldi. Artık, Türk kardeşlerimizin akan kanlarını durdurmanın vakti geldi ! Artık, onurlu bir ölümün vakti geldi ! Ve artık, Türk Cumhuriyetleri’nin birleşerek, tek Türk Cumhuriyeti’ni kurmanın vakti gelmiştir ! Bana katılmayan varsa şimdi bu odayı terk etsin ve kendini uçurumdan atsın !

Konuşan Azerbaycan başkanıydı. Odada bulunan herkesi büyük bir coşkuya boğmuştu. Damarlarında akan kanı hızlandırmıştı. İçlerinde,savaşçılık duygusu açığa çıkmıştı. Hepsi de kendilerine büyük bir güç dolduğunu fark ettiler. Başkanın konuşmasını da, ayağa kalkarak, büyük bir coşkuyla alkışladılar.

Artık, zaman gelmişti …
Artık, uyanma vaktiydi ...

EcHeLoND
04-08-2010, 02:37
Hadi Hakan.Görelim koçum seni.

NumeanoR
04-08-2010, 03:16
Süperdi devam :D

LaST-KiNG
08-08-2010, 01:09
Odada ki herkes çok stresliydi. Hakkari’nin ardından Şırnak’ta kaybedilmişti ve kimsenin elinden bir şey gelmiyordu. Herkes ecel terleri döküyordu. Başbakan konuşmaya başladı :

- Şu an içinde bulunduğumuz durum, hepinizin de bildiği gibi oldukça berbat bir durum. Elit askerlerimizden oluşan büyük bir bölüğü kaybettik. Ve askeri savunmamız artık bitme noktasına geldi denebilir. Bundan sonra sadece şehir içi küçük gruplarla dayanabiliriz. Acilen bize bir yardım gelmezse, bu işin sonucu hiçte iyi olmayacak. Önerilerinizi dinlemek isterim …

Genelkurmay başkanı söz aldı :

- Sayın Başbakanım, biraz önce aldığımız bir habere göre, diğer Türk kardeşlerimiz bize yardım için hazırlanmaya başlamış. Ayrıca, diğer Türk devletlerinin dışında, 1 hafta içerisinde, İran’dan da büyük bir destek göreceğimizi bildirmek isterim. Şu anda tüm Müslüman ülkeler bizden yana. Bu sadece öylesine bir Dünya Savaşı olmayacak anlaşılan. İran eşliğinde diğer ülkeler ve Türk devletleri, hepsi bize karşı yardıma hazır …

Başbakan umutlandı. Yüzü hafiften güler gibi oldu ve şöyle konuştu :

- Verdiğiniz haberler çok güzel haberler … Fakat biz şu anda sadece İsrail ve Amerika ile çatışma içerisindeyiz. Eğer, Müslüman devletlerde bu işe karışırsa, o zaman aynı karşılığı bizde Hristiyan dünyasından alacağız, buna hiç şüphe yok … Ve bu işe diğer Hristiyan devletlerin katılmasıyla birlikte, neler olacağını tahmin edebilirsiniz galiba … Nükleer silahlar …

Genelkurmay başkanının yüzündeki umutlu ifade, birden düşünceye dönüştü. Ve şöyle dedi :

- Haklı olabilirsiniz Sayın Başbakan. Fakat şu da bir gerçek ki, nükleer silahlar sadece bize zarar vermeyecektir. Hatta öyle ki, nükleer silahlar, dünyayı yok olma eşiğine getirebilir. Ve bu da demek olur ki, artık modern çağdan hiçbir iz kalmayacak. Tabi yaşayan olursa …

- Sayın Genelkurmay, emin olun yaşayanlar olacak. Hem de hiç zarar görmeden yaşayanlar. Belki bu sözüm size garip gelmiştir veya gelecektir ama, şu anda gelişen bu olaylar, önceden tasarlanmış ve kurgulanmış olaylar. Bunu planlayanlar, şimdiden kendi yerini hazırladı bile. Herkesi birbirine kıydırıp, kendileri güvenli bir bölgede belirli bir süre yaşayacaklar ve, savaş bittiğindeyse “Yeni Dünya”nın hakimi olacaklar.

- Ama böyle korunaklı bir yer nasıl olabilir ?

- Olabilir,siz merak etmeyin. En basitinden okyanusun altında kendilerine gizli bir yer yapmışlardır ve bir süre orda kalıp savaşı keyifle izleyecekler ve, savaş bitince yeryüzüne çıkacaklar … Yani bu sadece bir tahmin …

Savunma bakanı biraz konuşulanları dinledikten sonra şöyle konuştu :

- Sayın Başbakan, Genelkurmay Başkanımızın dediğine göre, sadece 1 hafta içerisinde bize destek gelecek. Bence biz buna yönlenmeliyiz. Yani şimdi destek kuvvetler ülkemize doğru geldiğinde, mutlaka bundan düşman güçlerinin haberi olacak. Ve böylelikle çift taraflı savaşa girmek zorunda kalacaklar. Ve bizde bu yüzden, nasıl bir strateji izlememiz gerektiği konusunu tartışmalıyız … Ayrıca, savaşta bize en ihtiyacımız olan şey, iman gücü ve medya … Bu ikisini sağlarsak bizim için daha iyi olacaktır … Bence, işe ilk olarak Ayasofya’yı tekrardan cami olarak açmak ve Amerika/İsrail lehine haber yapan medya kuruluşlarını derhal kapatmalıyız …

Toplantıda bulunan herkes iyi bir ifadeyle savunma bakanına baktılar ve onu tebrik ettiler. Dünyanın kaderi, artık bu savaşa bağlıydı …

ender95
08-08-2010, 01:27
Çok yahşi çokk. :D Devam et güzelim görelim hünerini. :p

LaST-KiNG
08-08-2010, 01:31
Hadi Hakan.Görelim koçum seni.


Süperdi Devam :D

Teşekkürler .. :)


Çok yahşi çokk. :D Devam et güzelim görelim hünerini. :p

:D

Sağol ..

NumeanoR
08-08-2010, 01:37
bende diyorum bu ne zaman yazacak aynı anda yazmışsız :D

demekki ikimizede akşam ilham geliyor :D

devam et gerçekten güzel.Savaş bittiğinde S.Arabistan'a Irmak yaptır :D

ThievesOfLaw
08-08-2010, 08:56
Ayasofya'yı cami olarak açmak?
3. Dünya Savaşı'nda yazdıklarını tekrar satma Last :D

Güzel, bekliyorum devamını.


S.Arabistan'a Irmak yaptır :D

Arabistan'da deniz mi vardı da biz yüzmedik :D

Bursalı Genç
08-08-2010, 09:48
Bekliyirim devamini.
Üsttekini aynen yazıyorum. :D