PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Büyük Savaşlar



scarface
25-01-2010, 23:25
Bölüm Bir:İLK SAVAŞIM

İlk savaşımda yarın Romenlere karşı ülkemi savunacağım.Ülkemizi ele geçirmeye çalışan Romenlere ülkemizi asla vermiyeceğimize yemin ettirdiler.Komutanımız Savaş öncesi moral yemeği düzenleniyordu.Komutanımız diyor ki ''Bugün fazla yiyelim ki belki yarından sonra asla yemek yiyemiceğiz''Bilmiyorum gerçekten çok korkuyorum.
Sabah yaşlı annemin bana bağırdığını duydum ''Tuana'' yatağımdan kalktım ve kovaya konmuş su ile yüzümü yıkadım.Zırhımı üstüme giydim ve kılıcımı yanıma aldım savaşa hazır değildim ama bu hiç bir şeyi değiştirmezdi.Orduya katılmıştım ve herşey hazırdı bize karşı hücum etmelerini bekliyorduk sadece,komutanımız bizi teselli için bir kaç cümle bişiler geveliyordu ama ben tek bir şey düşünüyordum kendi hayatımı.Tepeye doğru çıkan bir at görmüştüm belkide savaşı bitirmek istiyorlardı belki savaşa girmicektik.Ama öyle değildi 10bin belkide 15bin kişilik bir ordu üstümüze doğru koşuyordu okçularımıza atış emri verilmişti bir kaç kişiyi öldürsek de nafile işe yaramıyordu yaklaştıkça yaklaşıyorlardı komutan mızraklı askerlerimize mızraklarını öne doğru eğip birkaç kişiyi öldürmelerini emretti ama buda işe yaramadı üstümüze doğru geliyorlardı arkadaşım Kamber'i gördüm ilk defa bu kadar ciddi ve korkmuş görüyordum onu.Düşmana baktım ve saldırıya geçtim atlı bir kişinin atından düştüğünü gördüm ve ona kılıcımı sapladım bu bana moral vermişti çünkü bir düşman öldürmüş,havaya girmiştim saldırdıkça saldırıyordum ama bir an nefesim kesildi ayağıma saplanan bir ok gördüm çok korkuyordum.Yere yığılmıştım.
Gözümü açtığımda bir çadırdaydım bir kadın bacağımı sarıyordu kadına:
-Bana ne oldu.diye sordum.
Kadın:
Pek bir şeyiniz yok sadece yaralandınız bacağınıza ok isabet etmiş.
Kadına savaşın ne durumda olduğunu sordum kadın ise bana savaşın devam ettiğini bizim kazanabileceğimizi söyledi aslında onları ülkenin dışına kadar kovalamak hoşuma giderdi ama yinede şu anda güvendeydim ve ölmemiştim buna seviniyordum.Kadın bana bir süre bacağımdaki sargının kalacağını ve yürüyemiyeceğimi söyledi ama bu geçiciydi hep böyle kalıcak değilmişim.Savaş akşama kadar devam etmiş ve akşam Romenleri ülkeden dışarı atmıştık çok sevindim ama arkadaşım Kamberin öldüğünü duyunca sevincimin yerini üzüntü almış ağlamıştım.Annem bana ağlamanın yakışmadığını söylediği zaman onuda aldırmamış ağlamama devam etmiştim ben çadırda güvence altında yatarken arkadaşım Kamber savaş esnasında bir kılıcın karnına saplanması ile ölmüş yere yığılmıştı.Kendimi bir daha asla affetmiyeceğimi tekrarlayıp duruyordum.Ama bu savaşların bitmeceğini ve onlardan arkadaşımın intikamını alabiliceğimi düşündüğümde ise biraz da olsa seviniyordum ama savaşta bende ölebilirdim.

Apholas Ceasly
25-01-2010, 23:33
eline sağlık güzel olmuş

scarface
25-01-2010, 23:35
eline sağlık güzel olmuş
çok teşekkür ederim

scarface
26-01-2010, 13:35
Bölüm İki:ROMENLER ÜLKEDEN ATILIYOR

Aradan uzunca bir zaman geçmişti artık yürüyecek hale gelmiştim.Bu seferde Romenleri ülkeden resmi olarak atacak onlardan kurtulacaktık.Romenlerden arkadaşım Kamber'in intikamını almak çok istiyordum.Taaruza sabahın ilk ışıklarıyla başlıyacaktık Romenleri ülkemizden atıp rahatlığa kavuşmamıza az bir süre kalmıştı.Aslında bu kadar uzunca bir süre beklemimiz aleyhimizeydi onlar belkide takviye birlik almış ve bizden üstün bir şekilde orada bekliyorlardı bunu kimse istemezdi.Biz ise hiç bir hazırlık yapmamıştık taaruz için sadece yine akşamki moral yemeğini düzenlemişti komutanımız.Komutanımız sadece kendini düşünen savaştan nasıl bir çıkarı olabileceğini düşenen biriydi ama askerlerimiz gerçekten yürekliydi.
Sabah yine annemin sesiyle uyandım ve kendimi savaşa hazırladım zırhımı parlattım kılıcımı keskinleştirdim savaşa hazırdım.Evimin merdivenleri hızlıca iniyordum ordunun savaşçıları toplamak için olan yürüyüşüne katıldım.Yavaş yavaş savaşın yapılacağı meydana doğru gidiyorduk.Borazan sesiyle Romenlere karşı hücuma geçtik onlarda savaş için fazla hazırlık yapmadığı görülüyordu bu yüzden sevindim.Koşmaya devam ediyorduk okçularının attığı okları kalkanımla savuruyor Romenlerin üstüne doğru koşuyordum.Az da olsa bir kaç kişi okçuların oklarına isabet etmiş yere yığılmıştı artık çok yaklaşmıştık ve kalkanlarımızı yere atıp kılıçlarımızı çıkarmıştık.Kılıcımla bir askeri yere sermiştim ve öldürmeye devam ediyordum.Komutanımızı gördüm atın üstündeydi bir ok karnına isabet etmiş ama oku aldırmadan savaşmaya devam ediyordu ardından bir ok daha geldi ve komutan yere serilmişti.Bunu gören askerlerimizin tabikide morali bozuldu çünkü taktiksel alanda artık bir yöneticimiz olmayacaktı ama yinede herkes savaşmaya devam ediyordu.Romenlerin en sonunda gücümüze karşı yenik düştüğünü ve kaçmaya çalıştıklarını gördüm.Arkalarından onları kovaladık hiç kimseyi bırakmamayı düşünüyorduk Romenler gemilerine atlayıp ülkeden kaçmaya çalışıyorlardı.Okçularımız gemiye binmeyi başaran bir kaç Romeni öldürdü.Ama yinede Romenlerin ordularını tamamıyle öldüremiştik.Önemli değildi artık Romenler yoktu huzura ermiştik acaba yeni komutanımız kim olacaktı ve nasıl biri olacaktı.Yine yavaşça yürüyerek kalemize dönüyorduk zaferin verdiği sarhoşluk üstümüzdeydi herkes çok sevinçli herkez gülüyordu.Kaleye döndüğümüzde kral bizi tebrik etti ve bir konuşma yaptı herkese yeni komutanın kim olacağını açıklayacaktı komutanın ordudan biri olacağını herkes biliyordu.O kişi açıklandı daha önce adamı hiç tanımıyordu adı Darvoz'du kral Priamos'a teşekkür ediyor ve konuşmaya başlıyordu konuşması kısa süren yeni komutanımız Darvoz'un nasıl bir adam olduğuna hemen karar veremezdim.Kralımız Priamos bu orduyla biz bir çok yer fethederiz diye konuşuyordu Kral Priamos'un bu sözünden daha savaşların bitmediğini bu seferde bizim başka ülkeleri fethetmek için savaşacağımızı anladım artık bıkmıştım ama yapacağım hiçbir şey yoktu.

scarface
26-01-2010, 16:36
Bölüm Üç:ORDULAR SEFERE

Romenlerle yaptığımız savaştan kısa bir süre geçmesine rağmen Kral Priamos bizi yeni bir sefere yollamak istediğini dile getirdi.Başta komutanda dahil karşı çıktıysakda Kral'ın emirlerine uymak zorunda kaldık bizi Mısır'a Kahire'ye yollamak istiyordu.Akşam on bin kişilik bir ordu ile 95 gemiye sığmayı başardık ben Komutan Darvoz'un gemisindeydim akşama doğru yola çıktık bir çok ülkeyi deniz yoluyla aştık.Sonunda Mısır'a Kahire'ye geldik gemiden inme emri verilmedi bir kaç dakikamızı gemide yemek ve su ihtiyacımızı karşılayarak geçirdik.Herkezin korkusu yüzünden okunabiliyordu tek korkmayan kişi vardı oda Komutanımız Darvoz idi.Darvoz ses çıkarmadan gemiden inmemizi istesede biz bunu başaramadık.Gerçekten büyük bir gürültü çıkmıştı Mısırlı askerlerin bunu duymaması imkansızdı ve beklediğimiz o çan sesi gelmişti.Komutan herkeze koşmasını söylemişti çünkü Mısırın okçuları gerçekten çok iyidir.Koşmamıza rağmen kaleye yaklaşamamıştık bile ama artık geri dönmek içinde çok geçti komutana bakıyordum komutan koşmamızı emrediyordu ve karşı tarafın beklenen ok saldırısı gelmişti komutanımız kalkanlarla kapanma taktiğini yapmamızı istedi başardık okçuların okları kapanma taktiğimiz karşısında yenik düşmüştü kapanma taktiğiyle çok yavaşta olsa hiç kayıp vermeden ilerliyorduk ama kapının açılıp savaşçıların kapıdan çıkmalarıyla her şey değişti artık kalkanları açıp kılıçlarla savaşmamız gerekiyordu.Komutan kapanmayı sürdürmemizi ama ilerlemememizi istedi Mısır savaşçıları önümüzdeyken kalkanları açıp onlarla yakın savaşa başladık.Kalenin avantajıyla onlar savaşta önde gözüken taraftı,çok kayıp veriyorduk belki gemilerden inerken az ses çıkarsak bu kadar kayıp vermezdik herkezin beklediği o komut gelmişti geri çekiliyorduk geri çekilirken bize mızraklar atılıyor,savaşçılar arkamızdan geliyor,okçular daha isabetli atmaya başlıyordu on bin kişilik ordudan bin kişiyi geçmiyecek kadar adam kalmıştı.Gemilere atladık okçuların hala kalelerinden ok atması bizi rahatlattı çünkü artık isabetleri oranları azalmıştı 95 gemiye zor sığan ordu artık 10 gemiye çok rahat sığıyordu 85 gemimizi orda Mısır askerlerine ganimet olarak bırakmıştık.Geminin içinde Komutan Darvoz bize tam anlamıyla ateş püskürüyordu sözcükler azından bazen küfür bazende tatlılıkla çıkıyordu Darvoz şekilden şekile giriyordu.Bir an durdu Darvoz herhalde o sırada Kral Priamos'a bu mağlubiyeti nasıl anlatacağını düşünüyordu Priamos onu görevinden almazsa iyiydi.Sonra tekrar bize bağırmaya başlamıştı ''Sizi beceriksizler,ahmak adamlar hiç biriniz ülkenizi düşünmüyorsunuz,hiç biriniz sevdiklerinizi düşünmüyorsunuz ben orada sizin yüzünüzden sekiz bin adamımdan oldum.Ne yapıcağım ben şimdi Kral Priamos'a nasıl anlatacağım mağlubiyetimizi.''Ülkenin limanına geldiğimizde Kral Priamos kalenin tepesinden bize bakıyor azalan ordusuna bakıyordu.Siniri yüzünden okunuyordu herkes korkuyla Priamos'a bakıyordu.Priamos,Darvoz'u bir el hareketiyle yukarı çağırıyordu.Darvoz bize son kez sinirli bir bakış attı küfür edip kaleye doğru yürümeye başladı.

CAPTCHA
27-01-2010, 16:19
Hepsini okudum kardeş. Hikayen güzel devam ettirmelisin. Şey 2. bölümde zırhımı parlattım kılıcımı körelttim dediğin yer var. Orayı keşke keskinleştirdim yazsan daha güzel olurdu. Köreltmek daha keskinleştirmenin tersinde kalıyor.

scarface
27-01-2010, 16:47
Hepsini okudum kardeş. Hikayen güzel devam ettirmelisin. Şey 2. bölümde zırhımı parlattım kılıcımı körelttim dediğin yer var. Orayı keşke keskinleştirdim yazsan daha güzel olurdu. Köreltmek daha keskinleştirmenin tersinde kalıyor.
Teşekkürler hatamı düzelttim şimdide dördüncü bölüme başlıyacağım.

CAPTCHA
27-01-2010, 16:52
tamam kardeş kolay gelsin.

scarface
27-01-2010, 17:14
Bölüm Dört: DARVOZ'A SON ŞANS

Darvoz kuledeki konuşmaları özetliyerek bin kişiyi aşmayan ordusuna anlattı Kral Priamos ona son bir şans vermiş bir hafta sonra onu tekrar Mısır'a yollıyacaktı.Bir hafta sonra tekrar Mısır'a gideceğimizi duyunca üzülmüştüm zaten yaptığımız savaşta canımızı zor kurtarmıştık.Her zamanki gibi orduya adam toplamak için Darvoz ve Priamos bir konuşma yaptı ama giderek erkekler azalıyordu.Askerlerimizin eskisi kadar fazla olması için dost bildiğimiz ülkelerden asker almamız gerekiyordu öylede yaptık ama pek bir şey çıkmadı dokuz yüz kişiysek bin iki yüz kişi olmuştuk takviye birliklerle.Kendi ülkemizden topladığımız askerler ise bizi çok da olmasa fazlalaştırmıştı üç bin kişiyi bulmuştuk ama bir anda orduyu kaybedersek ülkede nerdeyse hiç erkek kalmıyacaktı.
Mısır'a gideceğim gün geldi çattı.Bu sefer annem beni uyandırmadı ben hiç uyumamıştım.Bu sefer her zamankinden daha fazla korkuyordum.Asker toplama yürüyüşüne katıldım ardından limana geldik limanda 35'e yakın gemi bizi bekliyordu.Ben yine Komutan Darvoz'un olduğu gemiye bindim.Bir çok ülke aştık.Mısır'a haber yollanmasın diye ülkelerin limanlarından gemilerimiz gözükmiyecek şekilde geçtik.Mısır limanına geldiğimizde Darvoz bize bir bakış attı.Sessizce inmemizi istedi yine gemiden gerçekten sessiz bir şekilde indik.Kaleye yaklaşmıştık ki Darvoz'un beklediği çan sesi geldi.Koşma emri verildi bu sefer okçuların bize ok atamayacağı kadar yakındık kaleye.Kale kapısının önünde Mısırlılarla çarpışıyorduk okçularımız arkada Mısırlı okçuların onları vurabileceği bir mesafedeydi kısa sürede okçularımızın hepsi tükendi.Biz savaşmaya devam ediyorduk.Mısırlı savaşçılar azalınca kaleye çıkmak için merdivenleri kalenin surlarına dayadık.Habersiz saldırıya uğradıkları için olsa gerek kaynar suları yokdu.Bu bizim için çok iyi bir haberdi kalenin üstüne çıktık ama teker teker azalıyordu birliklerimiz okçular çok iyiydiler.En sonunda kalenin üstünde çoğalmayı başardık okçuları birer birer öldürdük ama beklenmedik bir süprizle karşılaştık.Kalenin içindede Mısır savaşçıları ve okçuları vardı Darvoz'un ne yapıcağını şaşırmıştı oklar üstümüze geliyor bir çok kişi yere yığılıyordu.Darvoz'un Mısır'daki ikinci mağlubiyetini alışını seyrediyorduk Darvoz geri çekilme emrini verdi herkez kalenin surlarından merdivenle inmeye çalışıyordu ve ne olduysa o sırada oldu karnıma bir ok isabet etti.Kalenin surunda yere yığılıvermiştim,kalkmaya çalıştım başaramadım yardım istedim herkes kendi canının derdindeydi,herkes kaçışıyordu.
Gözlerimi açtım ve yine bir çadırdaydım ama bu çadır başka bir yerdi ve insanlar benim bilmediğim bir dilden konuşuyordu.Yaşıyordum ama Mısırlıların elindeydim.Yanıma biri geldi bir şeyler geveledi ama anlamıyordum.Kadın yavaş yavaş bağırmaya başlıyordu ama ben anlamıyordum sadece kadına bakıyordum.Kadının yanında bir kişi daha belirdi:
-Dostum iyi misin?diye sordu.
-Evet iyiyim.
-Seni yerde yaralı bulduk ve buraya aldık.
-Teşekkür ederim...
Beni neden buraya aldıklarını anlamaya başlıyordum.Kralları beni Piramit yapımında köle olarak çalıştıracaktı yada savaşlarda ordusunda bir asker olarak kullanacaktı.Adama baktım ve sordum:
-Beni neden kurtardınız?
-Kralın seni köle olarak alabileceğini düşündük.
Evet,korktuğum başıma gelmişti köle olarak kullanacaklardı beni,keşke ölseydim diye düşündüm ama belkide o kadar kötü olmazdı.Adam beni kaldırdı ve kendisini takip etmesini söyledi.Onun peşinden gidiyordum.Çadırdan çıkmıştık çadırın hemen karşısında kocaman bir piramit görüyordum ve hava gerçekten çok sıcaktı sadece bir kaç dakika yürümemize rağmen susamıştım ve kumun sıcaklığından ayağım yanıyordu.

CAPTCHA
27-01-2010, 20:39
yeni bir hayat başlıyor desene. Devamı ne zaman gelir.

scarface
28-01-2010, 13:50
Bölüm Beş:MISIR KRALI İLE TANIŞIYORUM

Piramit'in içindeydik bir sürü yer geçtik bir sürü muhafız vardı.Bir kapıda o kapıdan içeri girdik ve tahtın üzerinde kralları oturuyordu.Adamla bir kaç bir şey konuştular anlamıyordum.Adam bana dönüp:
-Kralımız senden iyi bir savaşçı olucağını düşünüyor.dedi.Bu durumda olabilecek en iyi şeydi bu.Adam beni tekrar dışarı çıkardı.Ona adını sordum adının Ferik olduğunu söyledi.Belli ki ordu şu anda çalıştırılıyordu çünkü herkes biri birine kılıç sallıyordu benide Komutanı ile tanıştırdı Ferik.Dillerini bilmediğim için Ferik benim hep yanımda kalacaktı ve bana dillerini öğretecekti şanslıydım ki Ferik'de bir savaşçıydı savaşlarda benim yanımda olabilecekti.Ferikle ordunun çalışmalarına katıldık.Ferik bana evlerinde kalabileceğimi söyledi.Kalacak bir yerim olmadığından Feriğin bu güzel davetini kabul ettim.Feriğin evine gelmiştik ama içerisi gerçekten çok büyüktü ama burası bir piramit değildi.Priamoz'un burayı almadan bırakması mümkün değildi buraya saldırı düzenleyebilirdi ve bende burdan kurtulabilirdim ama yavaş yavaş buraya alışmış Ferikle çok iyi dost olmuştuk.Ferik bana savaşmakla ilgili bildiği her şeyi anlatmıştı gerçekten çok şey biliyordu.
İlk defa Ferik beni kaldırmış saldırıya uğradığımızı söylemişti.Bizim ülkenin saldırdığını düşündüm.Dışarıdan kuleden bakınca bunun bizim ülkenin gemileri olmadığını gördüm çan sesi çalınmıştı okçular dışarı çıkmış oklarını atıyordu.Ferik her zamanki gibi yanımdaydı.Kapı açıldı ve dışarı çıktık ilk önce ellerimize verilen mızrakları atıp sonrada kılıçlarımızla savaşmaya başladık Ferik yanımdan ayrılmamak için beni hep kontrol ediyordu.Bu savaştığımız ülkeyi daha önce hiç bir yerde görmemiştim ve en sonunda onlardan bir geri çekilme emri verildi ama kaçamadılar ordularından eser yoktu.Herkez bağırıyordu Feriğin yanına gidip bunlar kimdi diye sordum.Ferik:
-Bunlar Araplardı dostum uzun süredir karşılarında galibiyet alamıyoruz!
Komutan Aranyoz bir şeyler söyledi Ferik çevirisini yapıp bana anlattı:
Yarın Etiyopya'ya saldırcakmışız dostum burası senin ülken.
Evet,doğru söylüyordu Ferik orası benim ülkemdi orada sevdiklerimi öldürecektim,arkadaşlarımı öldürecektim.Ama iş işten geçmişti artık Mısırlılarındım Kral Garana ne derse onu yapacaktım.Sabaha kadar hiç uyumamıştım Feriği kaldırdım ordunun asker toplama yürüyüşüne buradada katıldım ve gemilere bindik o kadar çok gemi vardı ki sayısını bilmiyordum Etiyopya'ya,ülkeme doğru gidiyorduk galiba kolay bir galibiyet olacaktı Mısırlılar için çünkü son savaşta hiç erkek kaldığını düşünmüyordum Etiyopyada.

CAPTCHA
29-01-2010, 10:29
Kardeş hikaye güzel de Paragraflar arasında bir satır bırakırsan daha rahat okurlar. Sonu nereye varacak bilmiyorum:)

BeLaTurK
29-01-2010, 13:18
eline saglık kardes güzel olmus :)